İçki yasakları artık kalkmalı
1980'lerin ortasında yurt dışında okuduğum yıllarda özlem içinde gittiğim Yıldız Sarayı Bahçesi'ndeki Malta Köşkü'nü hiç unutamam. Orada bir akşam üstü içtiğim bir bardak soğuk biranın tadı hala damağımdadır.
Birkaç yıl sonra İstanbul'a dönüş yapıp TRT'de çalışmaya başladığımda da bu muhteşem bahçe dış çekimlerimizin doğal mekanı olmuştu. Kimi zaman da iş çıkışı arkadaşlarımızla Malta Köşkü'ne gider yorgunluk çaylarımızı içerdik.
Turing'in daha doğrusu başında olan Çelik Gülersoy'un bu köşklerde kasırlarda uyguladığı işletme anlayışı daha sonra bir çok kafeye restorana da yol gösterdi. Fakat 1994 yerel seçimlerinden sonra tüm kamuya ait köşkler ve kasırların işletmesini İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir yan kuruluşu olan Bel-Tur A.Ş. üstlendi. Yapılan ilk icraat da alkollü içeceklerin yasaklanması oldu.
Dünyaya at gözlüğüyle bakan kimi yazarlar köşelerinde "Yıllarca mutlu azınlık yiyip içerek, tarihi dokuyu içki alemlerine kurban verip, halka yukardan bakarken ..halkın tercihi ile İstanbul'un mesire yerleri, bahçe ve köşkleri de böylece belirli bir sınıfın tasarrufundan kurtulmuş oldu" diyerek alınan kararı alkışladı.
"Belirli bir sınıf" betimlemesinin hiçbir gerçekliği yoktu, ama İBB'yesi Turing'den işletmeyi aldığında fiyatlar her gelir düzeyinden insanın gelemeyeceği kadar yüksekse düşürme yoluna gidebilirdi. Toplumda içen içmeyen ki sonunda bu inançlı inançsıza dönüştü- ayrışmasına hiç gerek yoktu. Zaten böyle bir gerçeklik de yok. Bu kamplaşma suni olarak biraz da oy kaygısıyla yaratıldı ve büyütüldü.
Aradan 14 yıl geçti, köprülerin altından çok sular aktı. Artık insanlar farklı kültürlerden gelse de bir arada, yan yana yaşamanın önemini kavradı. Toplumun içen-içmeyen, başını örten örtmeyen ayrışmasından kurtulması her yerde her koşulda yan yana olması gerekiyor.
Bu, artık hepimizin ihtiyacı olan demokrasinin gereği. Farklı düşüncelerde olan insanların birbirlerini anlaması, olduğu gibi kabul etmesi gerekiyor. Birlikte yaşamanın başka yolu yok. İnancı gereği başını bağlayanla başı açığın, içki içmeyenle içenin aynı mekanda bulunmasından daha doğal ne olabilir.
Zaten artık kimse böyle bir kutuplaşma istemiyor. İsteyenler de kamunun ortak kullanımında olan tesisler yerine özel kişilerin inançları doğrultusunda açtığı yerlere gidebilir. Ayrıca restoranlara, kahvelere içki servisi konsa gelenlerin profilinin tümden değişeceğini kimse ummasın. Artık toplum değişti, insanlar farklılıklarını koruyarak bir arada olmayı öğrendi.
Farklılıklarla bir arada yaşama sanatı olan demokrasiyi başta politikacılar, siyaset adamları olmak üzere hepimizin içine sindirmesi gerekiyor. Eğer Tayyip Erdoğan her zaman söylediği gibi tüm ülkenin başbakanı ise içki içenlere vebalı gibi davranan anlayışı desteklemekten vazgeçmeli.
Aynı şekilde Kadir Topbaş da tüm İstanbulluların belediye başkanı ise bir an önce bu anlamsız yasakları kaldırmalı. Siyasi iktidar insanların korkularının yersiz olduğunu göstermek, demokrasiye bağlılığının sözde olmadığını kanıtlamak istiyorsa, belediyelere ait yerlerdeki bu anlamsız uygulamaya son vermekten başlayabilir...

