WORLD WIDE WINE

In vino veritas
Türkiye Ulaşım Rehberi
28 Ağustos 2008, Perşembe 

Türk şarabı yükselişte

Berrin Karakaş - Hüseyin Kete, Tempo Dergisi, 2003

Değişen iklim şartlarıyla şarap piyasası yeni verimli topraklar arıyor. Birçok şarap otoritesi gözünü Türkiye topraklarına dikmiş durumda. Avrupalı yatırımcılar Türkiye'ye sık sık şarap için ziyaretler yapıyor. Türk şarapları katıldıkları yarışmalardan altın madalyalarla dönüyor.

Son yıllarda şarap, yüzyıllar önce çıktığı Anadolu'ya yeniden büyük bir dönüş yapıyor sanki. Türkiye'de şarap alanında son 10-15 yıldır başlayan gelişmeler, son sürat devam ediyor. Ünlülerden ünsüzlere, bağ sahibi olmayan kalmadı nerdeyse. Yeni yasayla birlikte, bir de ithalat başlayınca, şarap piyasası iyice şenlendi. Bu durumda yegâne içkimiz rakının pabucu dama atılır mı bilinmez ama şarapseverler ve üreticiler kaliteyi yükseltmek, dünya pazarlarında yer edinebilmek adına kendilerini geliştirmeye bakıyorlar.

Tadım partileri, şarap festivalleri, özel şarap dersleri, Gagarin kardeşlerin Türk ortaklarıyla Kilis'te açmayı düşündükleri şarap fabrikası, Pamukkale'nin Fransa'ya sattığı şaraplar vs. derken, şarap gündelik hayatımızın önemli bir parçası olmaya doğru hızla ilerliyor.

Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye hâlâ üzümü içen değil de yiyen bir ülke gibi dursa da, son gelişmeler gösteriyor ki, son 10 yıldır bayağı bir yol kat etmişiz. Türkiye, şu anda bağ alanı yönünden dünya ülkeleri arasında dördüncü sırada. Yaş üzüm üretimi yönündense beşinci sırada yer alıyor. Belki de bundan 30-40 yıl sonra, şarap efendisi Fransa, Türkiye'den şarap bekleyecek. Keza bu, var olan şartlar düzeltildiği takdirde kesinlikle bir ütopya değil.

Sibel Kutman (Doluca Pazarlama Müdürü)
"Bağ almak iyi bir yatırım"

  • Doluca için 1926'dan itibaren gelişen süreç tamamen Türkiye'nin gelişimiyle paralel ilerliyor. 1970'te bir kırmızı, bir beyaz şarap ile Türkiye'nin devi olan Doluca, 30 sene içinde iki markadan 25 markaya, 300 bin kişiden 12 milyon kişiye varan bir patlama yaşadı.
  • 80'lerde Türkiye'de oluşan gelişmeler ve turizme kapıların açılmasıyla tamamen kapasite arttırıldı. Kaliteye çok önem verilemiyor; çünkü turiste mal yetiştirmek lazım ama bu sayede Doluca da diğer üreticiler gibi belli bir refaha eriyor ve 90'ların ortalarından itibaren kaliteye yönelik yatırımlar yapılabiliyor.
  • Yarışmalarda kazanılan madalyalar da yurtdışına kapı açıyor. Firmaların kendi yaptıkları tanıtımın dışında, gidip gelen turistler de içtikleri şarapları kendi ülkelerinde tanıtabiliyorlar. Önemli olan dikkat çekmek. Türk şarapları da bunu başarıyor.
  • Avrupa'da Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelere ihracat yapıyoruz. Almanya, İskandinavya, Kuzey Avrupa haricinde Kıbrıs, Japonya ve Kanada da şarap gönderdiğimiz ülkeler arasında. Türklerin fazla yaşadığı ve fazla turist gönderen ülke olduğu için Almanya bu ülkeler arasında ilk sırada. Fransa, Amerika ve İtalya'da da bu şans olabilir ama oralara fazla sayıda üretim yapmak gerekiyor. Mesela Özel Kav için Amerika, "300 bin şişe deneme partisi gönderin önce" dedi. Biz toplamda ondan 150 bin üretiyoruz zaten. Umarım 5, 10 yıl sonra bağlar artınca bu da mümkün olur.
  • Vergi vurdukça yatırım hızı düşüyor. Gelirin % 63'ü devlete gidiyor ve bu oran, dünya düzeyinde bir rekor. Bu da şarapçılığın yavaş ilerlemesinin önemli bir sebebi.
  • Türkiye şarapçılık anlamında çok şanslı bir coğrafyada ama bunu yeterince değerlendiremiyor. Ben yurtdışında şarap üzerine okurken şarapçılık anlamında Türkiye'ye hâlâ "Osmanlının son dönemindeki hasta adam" olarak bakıyorlardı.
  • "İslamiyet sebebiyle şarapçılık çok gelişemiyor" deniyor ama Cezayir, Tunus gibi Müslüman ülkeler, bizden daha fazla şarap tüketiyorlar. Üretici pamuk üretiyorsa, daha fazla ederi olursa şarapçılık da yapar ama bizde kültür olarak hâlâ önce rakı sonra bira geliyor.
  • Doluca Sarafin, Fransa'dan getirdiği ürünler Chardonnay ve Sauvignon Blanc ile önemli bir adım attı ve büyük bir gelişime ön ayak oldu. İleride şarapçılık tarihi açısından bunun bir devrim olduğuna inanıyorum.
  • Bağcılık için birtakım üreticilerle iş görüşmeleri yapıyoruz. "Gel bu araziyi dik" diyoruz ve her açıdan o bağı geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitimler veriyoruz, kontroller yapıyoruz vs. Anlaşmalı bağcılık denen bir sistem bu ve böyle çalışan birkaç üretici var.
  • Şarapçılığın gelişmesi için Tekel'in de çaba göstermesi gerekir ki, zaten bağcılığı desteklemek amacıyla kurulmuş çünkü ihtiyaç varmış ama 20- 25 senedir, özel sektöre rakip, hantal ve zarar eden bir Tekel var. Kiloya göre taban fiyatı açıklanıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor. Bağcılar buna alışıyor çünkü. Kalite ve kontroller bu yüzden geri planda kalıyor.
  • Biz istediğimiz kadar harika bağlar yapalım, tüketiciyi bilinçlendirmezsek başarılı olamayız. "Şarap hangi bardakta içilmeli" gibi şeylerden bahsetmiyorum. Şarabı denesin, hayatının bir parçası yapsın. Bu da deneyimle ilgili. Beğendiği şişeyi çevirip baksa bile yeter.
  • Kırmızılarda Öküzgözü, Kalecikkarası, Boğazkere, beyazlarda da Narince ve Emir gerçekten yerel ve farklı üzümler. Bu tatlar dünya şarap piyasasında farklılık yaratabilir ama dışarıdan gelip de dönümlerce yatırım yapmayı gerektirecek çok fazla artısı yok. Öküzgözü Merlot gibi değil örneğin. Çünkü bir süreye kadar yıllandırılabiliyor. Sonuç itibarıyla dünya pazarına yıllarca elenip elenip gelmiş sekiz tane üzüm hâkim. Ama saydığım beş üzüm de kupajlarda, denemelerde kullanılabilir.
  • Aralıkta her biri bir yabancı ve bir yerli üzüm çeşidinden yapılmış üç yeni ürün çıkacak. Çok kısıtlı rakamlarla, bazı marketlere verilecek ve internet üzerinden satılacak. 2004 içinde de bütün marketlerde ve restoranlarda satılmak üzere üç tane hacimli ürün çıkacak. Sonuçta 90'dan beri kendi üzümlerimizi biliyoruz. 98'den beri de hangisi hangisiyle iyi gidiyor diye bakıyoruz.
  • Bağcılık iki şekilde gelişiyor. Biri anlaşmalı bağcılık, diğeri de şarap işiyle alakası olmayan ama hobi olarak yapmak isteyenler. Daha çok emekliler. Kimisi elli dönüm, kimisi on dönüm bağ alıyor. Sürekli bu konuda mail'ler ve telefonlar alıyoruz. Sonuçta bağ on dönüm de olsa; bu, iyi bir yatırım.

    ...

  • Gülümsemek için
    Ödüllü Yarışma

    Sözler  Quotes >>

    I was in love with a beautiful blonde once. She drove me to drink; that's the one thing I'm indebted to her for.