Kimlik, sınırlanamaz
Romancı Amin Maalouf için hem Lübnanlı hem Fransız olmak bir zenginlik.Geride bıraktığımız İstanbul Kitap Fuarı'nın en ilginç konuklarından biri, Lübnan asıllı Fransız romancı Amin Maalouf'tu. Önemli kitapları arasında, Türkçe'ye de çevrilen "Afrikalı Leo", "Semerkant" ve Fransa'nın en büyük edebiyat ödülünü (Goncourt) kazanan "Tanios Kayası" (Yapı Kredi Yayınları) ve "Işık Bahçeleri" (Telos Yayıncılık) sayılabilir. Maalouf, bugün dünya edebiyatında ön plana çıkan ve kendi kültürlerini Avrupa dillerinde ifade eden yazarlardan biri. Ortadoğu - İslam tarihini modern romana taşıyarak önemli bir misyonu üstlenmiş. Maalouf'la kitaplarındaki felsefeyi ve küreselleşmeye bakışını konuştuk.
- Sizden önce bir başka Arap asıllı yazar Tahar Ben Jelloun bu ödülü aldı, ardından
Rus asıllı Andrey Makin. Fransa'da "yabancı" kültürden yazarlara yeni bir sempati mi
var?
- Fransa'da yazar olarak ortaya çıkmak ürkütücü müydü?
- Neden Arapça yazmadınız? Sürgünde yazar olmayı bir reddediş mi?
- Kitaplarınızda Ortadoğu, Arap ve İslam kültürünü batılılara ve dünyaya
aktarıyorsunuz, hem de içeriden. Eminim size Lübnan'da "Oryantalist" diye saldıranlar
vardır...
- Politik tavrınız gizli. Ama "Semerkant" adlı romanınızda Ömer Hayyam'ın özgün
elyazmasının Titanik gemisiyle batması bayağı derin bir metafor, insanın içine oturuyor.
Fransa nasıl algılıyor bu metaforu?
- Kuşkusuz. Ama kültürlerin diyalogu ve hoşgörü mesajı, "bu sizin de tarihiniz" mesajı,
Batılılara ulaşıyor mu gerçekten?
- Ama romanlarınız için dönem seçimleriniz çok stratejik. Mesela Arapların Endülüs'ten
kovulması. Yahut İran'da yüzyıl başındaki demokratik anayasa devrimi.
- Şimdiki kopuşu nerede görüyorsunuz?
- Bu korku geçerli mi? Farklı kültürler tehdit altında mı? Karşı koymak doğru bir tepki
mi sizce?
- Emperyalist bir tehdit gibi görmüyor musunuz kürüselleşmeyi?
- Siz bunu bir iyileştirme aracı gibi kullanıyorsunuz. Mesela "Semerkant"da İran'ın
yüzyılın başındaki anayasa devrimiyle, ortaçağın Hasan Sabbah fedayilerini bira arada
ele almanız tasadüf değil. Bugünkü İslamcı teröre bir gönderme yok mu?
- En önemlisi de kimlik sorunu galiba. Siz nasıl çözdünüz bu sorunu?
- Kitaplarınız hep daha olumlu, daha hümanist bir seçenekle noktalanıyor zaten...
- Siz romanlarınızda böyle bir kültürel tercümeye başlamışsınız bile...
- Arap milliyetçiliği öldü mü?
- Ve büyük trajediler. Cezayir, Lübnan, Irak...
- Neden sizce? Sömürgecilik mi? İslam mı? Batı mı?
- Ortaçağ İslam Rönesansı ile 19. Yüzyıl yıkımını romanlarınızda sürekli işlemeniz bir
cevap arayışı mı?
- İlginçtir, Osmanlı - Türk dünyası romanlarınızda hep geri planda. Neden?
- Nedir sizin dünyanızda Osmanlı imajı?
- Türkiye'nin modernleşme serüveni ve bugünkü politik sorunları size ne ifade ediyor.
- Goncourt ödülünü almak nasıl bir duygu?
- Benim hayata yaklaşımım gayet olumlu; başıma iyi bir şey geldiği zaman mutlu olurum, o
anı mutlulukla yaşarım; sonra da evime döner çalışmaya devam ederim.
- İlgi var, evet, ama o kadar da yeni sayılmaz. Neredeyse altmış yıl önce de Rus asıllı
Henri Troyat almıştı Goncourt ödülünü. Ama iki yeni gelişme olduğu söylenebilir.
Birincisi, bugüne kadar doğuya ilgi hep batılı gezginlerin anlatılarıyla olurdu; şimdi
doğulular doğuyu nasıl anlatıyor, ona ilgi var. İkincisi, bir çok Avrupa ülkesi geçmişte
imparatorluklar kurmuş ülkeler, dünyaya kendi dillerini yaymışlar, şimdi eski sömürge
insanları o dili kullanarak edebiyat yaratıyorlar. İspanyolca için Latin Amerika edebiyatı
çok daha eski bir örnek tabii. Fransızcada bu eğilim nispeten daha yeni, ama giderek
artıyor.
- Birdenbire Beyrut'tan Paris'e düşseydim belki dediğiniz olurdu, ama öyle olmadı. Ben
Fransa'ya göç ettiğimde önce gazetecilik yaptım, hem de Arapça. Sonra Frasızca
gazeteciliğe geçtim, ardından da yazarlık başladı.
- İç savaş nedeniyle Lübnan'ı terk edince, Fransa'ya gitme kararı zaten dilini bildiğim
içindi. Kitaplarımı Fransızca yazmak bilinçli bir karar değildi. Olaylar beni o yöne
sürükledi. Hatta gazeteciliği uzun süre iki dilde birden yürüttüm. Kitaplara başlayınca
doğallıkla Fransızca geldi. Dil meselesi sürgünün reddiyle ilgili değil. Ama dediğiniz bir
açıdan doğru. Ben çevreme olumsuz bakamıyorum. Mesela birkaç yıl İstanbul'da
yaşasam, mutlaka Türkçe öğrenirim; yoksa yaşayamam, kendimi kötü hissederim.
Ben Edward Said gibi, oryantalizme karşı çok kesin bir tavır almadım. O teorisini yaptı,
oryantalist bakışın mekanizmalarını gösterdi. Ben bu yoldan gitmedim. Aynı fikirde
olmadığım için değil, teorisyen olmadığım için. Ben pratisyenim. Yazdıklarım oryantalist
damarda değil, olamaz da; çünkü ben kendim Doğuluyum.
Siz buna duyarlısınız çünkü iki kültüre de sahipsiniz. Ama Batı'da insanlar böyle bir
metaforu hemen, doğallıkla algılayamıyor. Herkesin bakışı farklı. Ama ben kitaplarım
için şu yorum doğrudur diyemem.
Bence ulaşıyor. "Arapların Gözüyle Haçlılar" adlı kitabıma olumlu tepkiler geldi mesela.
Evet, biz bu olaya uzun süre tek yanlı baktık, başka açıdan da görmek zamanıydı
diyenler çoğunluktaydı. Ben zaten kendimi baştan beri yazıya adadım. Hiç bir zaman
ideolojik kavga kitapları yazmak istemedim.
Evet ve bunlar arasındaki ortak nokta hep kopuş dönemleri olması. Bir dünya sona
eriyor, yeni bir dünya başlıyor. Biz de şimdi öyle bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Alıştığımız
birçok şey yok oluyor, tam kontrol edemediğimiz yeni eğilimler doğuyor. Yazılarımız da
geçiş döneminin edebiyatı.
Dünyaya bakışımızda, dünyanın işleyişinde bir altüst olma var. Yeni teknolojiler yeni
ilişki tarzları yaratıyor. Giderek küresel bir uygarlığın parçası oluyoruz. Hem bunun
merkezinde olma ihtiyacı duyuyoruz, hem de yerimiz ne olacak endişesi var.
Bence gerçeklik karmaşık. Ben tepkileri doğru ve yanlış diye ayırmıyorum. Sadece
kişisel bakışımı söylüyorum. Kültür küreselleşiyor. Buna karşı koymak bence boşuna,
durdurmak imkansız. Bu küresel kültürün yabancı ve düşman görülmemesi için, farklı
kültürlerin özelliklerini de içermeli ki, herkes özdeşleşebilsin. Bence bu mümkün. Ortada
bir komplo yok, birileri imal etmiyor bu kültürü, kendiliğinden oluşuyor. Bizim de ona
katkımız olabilmeli.
Hayır, öyle bakmıyorum. Evrim olarak bakıyorum. Ve bu küresel kültürden hepimiz
birşeyler alabiliriz, biz de ona katkıda bulunabiliriz. Onu durdurmaya çalışmak yerine,
onu istediğimiz gibi şekillendirebiliriz, çünkü durdurmak zaten mümkün değil. Hepimizin
geçmişinde evrensel tarihe böyle katkılar var. Bunu sürdürebiliriz.
Tabii ki var. Ama karikatür de yapmıyorum. Görüşünü onaylamadığım roman
kahramanlarını da saygıyla ele alıyorum. Davranışını onaylamasam da nedenlerini
görebiliyorum. İyileştirmeden söz ettiniz. Gerçekten de bugün dünyada bütün
toplumların ciddi hastalıkları var. Batılıların da öyle.
Uzaklaştım ve sakin biçimde incelemeye çalıştım. Bugün her dürüst insanın kendine
sorması gereken bir soru var: Modern kültüre nasıl ulaşacağım? Ve bunu kendi
kimliğimi yok etmeden nasıl yapacağım? Benim için kimlik tek bir aidiyette toplanmıyor.
İnsan kimliği çok karmaşık. Bazıları doğuştan, bazıları sonradan kazanılmış. Bunlar bir
bütün. Hiç birisini kaybetmek iyi değil. Sınırlı, tek bir kimliğe hapis olmayı
reddediyorum. Yakında bu konuda bir kitabım çıkacak. Kendi ailemden de söz
ediyorum. Hem Lübnanlı hem Fransız olmak bir zenginlik. Neden fakirleşeyim?
Doğru. Benim yazar olarak tavrım hep barıştan yana. Kültürler çatışır denilen bir
dünyada ben buna hayır diyorum. Kültürler farklıdır, ama insanlar anlaşabilir. Sadece dil
olarak demiyorum. Ama dil ve çeviri araştırmaları beni çok mutlu ediyor. Benim bir
düşüm var. Bir gün öyle güçlü tercüme araçları olacak ki, birbirimizle kendi dilimizde
konuşacağız ve anında tercüme olacak konuştuklarımız.
Bir bakıma, belki. neleri özleyip, nelerden kaçınmamız gerektiği konusunda iyi bir
sembol galiba.
Burada bir ayrım yapmak lazım. Bir yanda Nasırcılık, Baasçılık gibi kimlik belirleyen bir
milliyetçilik var, diğer yanda modernleşme projesi. Aslolan ikincisi ve burada Arap
dünyası içinde büyük farklar var.
Asıl soru iki yüz yıldır aynı. Gecikmeyi nasıl kapatırız ve toplumu nasıl modernleştiririz.
Maalesef bilanço iyi değil. Arap dünyasında demokrasi diyebileceğimiz, yönetenlerin
seçimle işbaşına geldiği tek bir ülke yok. Latin Amerika, Afrika ve Asya'da bile bu
yaygınlaşırken, Ortadoğu'da hala imkansız. Bu çok acı.
Sömürge olmuş başka ülkeler de var. Müslüman olup demokrasi olan ülkeler de var,
mesela Türkiye. Batı'nın bölgedeki müdaheleleri hiç demokrasiden yana olmadı, bu
doğru. Batı'nın Araplara bakışında insan hakları hiç bir zaman önemli olmadı.
Arap tarihinde entellektüel doruk 9. yüzyıldır. Sonra 14. yüzyıldan itibaren giderek
hızlanan bir çöküş var. 18. yüzyılın sonunda ise bu çöküşle ilgili bilinç ve bunu aşma
girişimleri başlıyor. Hem Rönesans'a dönüş, hem ilerleme özlemi. Hem geçmişin
görkeminden ilham almak, hem de Batı örneğinden. Bu ikisini birleştirdiği için mesela
Cemaleddin Afgani gibi bir aydın kimliği beni ilgilendiriyor. "Semerkant" adlı romanıma
bu nedenle koydum onu.
Size cevap vermem zor, çünkü siz o dünyadan geliyorsunuz. Bence "Afrikalı Leon"da
Kanuni Sultan Süleyman olumsuz bir tip olarak çizilmiyor. "Semerkant"da ise
Abdülhamit başkalarının gözüyle, çok uzaktan veriliyor.
Benim çocukluğumda Lübnan'daki eğitim sisteminde çok olumsuz bir imajı vardır
Osmanlı İmparatorluğu'nun. Neden geriyiz? Osmanlılar yüzünden. Neden demokrasiye
geçemedik? Osmanlılar yüzünden. Neden iç savaşla birbirimizi yiyoruz? Osmanlılar
farklı toplulukları birbiren düşman etmişti. Her şeye kolay bir bahanedir Osmanlılar.
Bugün bu olumsuz bakışın nasıl değiştiğini incelemek istiyorum doğrusu.
Ben kişisel olarak bu meseleye baktığım zaman bunun tarihin bir karikatürü olduğunu,
işlerin bu kadar basit olmadığını gördüm tabii. O zaman Türk dünyasıyla biraz
ilgilenmeye başladım. Ve giderek daha yakınlaştığımı söyleyebilirim. Büyükannem
İstanbul'da doğmuş. Annem Türkçe konuştuğunu söylerdi. Babam 1915 doğumluydu,
yani bir Osmanlı tebası olarak doğdu. Ben ailemde Osmanlı olmayan ilk kuşağım. Yeni
başlayan romanımda da İstanbul büyük bir yer tutacak.
Bu hepimizin düşünmesi gereken bir serüven. Türkiye'nin bugün kendisine sorduğu
sorular, entellektüel tartışmalar, bence başka birçok toplumun da kendine sorduğu çok
önemli sorular. Bu da bence Türkiye'nin temelde sağlıklı bir toplum olduğunu gösteriyor.

