Şarabımızla barışıyoruz
|
Binlerce yıl önce şarabın anavatanı olan Türkiye toprakları 2000'in arefesinde yeni bir şarap geleneği yaratıyor. Dışa açılan Türkiye, şarabı yeniden keşfedip tadına varırken; Türk şaraplarının kalitesi de yükseliyor, yepyeni üzüm çeşitlerinden nefis Türk şarapları üretiliyor. Kısacası, Türkler şarapla barışıyor... |
|
Aradan 7 yıl geçti. 2000'e sadece 2 ay kaldı. Ve yıllar önce bu
tahminleri yapan iki şarap uzmanı, haklı çıktılar bence. Çünkü tam da onların
Türkiye'de dikkatleri çektikleri yeni binyılın eşiğinde, Türk şarapçılığı
büyük bir ronesansın da eşiğinde... şarap, bu topraklarda hiçbir zaman
olmadiğı kadar gündemde, gençler şaraba yöneliyor, popüler merkezlerde
şarap barları açılıyor, marketler büyük şarap reyonları düzenliyor, en
güzeli de bu raflar enfes lezzetteki yeni Türk şaraplarıyla doluyor...
Üstelik, yeni sürprizler de kapıda. ülkenin iki büyük şarap devi Doluca
ile Kavaklıdere, son derece heyecan verici yeni atılımlar yapıyorlar. Kavaklıdere
kaliteli yerli üzüm türlerinden özel şaraplar imal ederken, Doluca bir
yandan Sarafin projesiyle Fransa'nın en popüler şaraplık üzümlerini Türkiye'de
yetiştirip bunlardan kaliteli şaraplar yapıyor, bir yandan da yerli üzümlerden
yeni bir "Özel Kav" serisini piyasaya sürmeye hazırlanıyor. İki grup, bir
yandan da kendi bağlarını büyütüyor. Diren, Pamukkale, Sevilen ve Turasan
gibi orta büyüklükte üreticiler de heyecanla aynı yoldan yürüyorlar.
Şarap, iş dünyasında da cazip bir yatırım alanı artık. Sabancı Holding'in
kraliçesi Güler Sabancı Mürefte'deki bağlarına "üzümlerin kralı" Cabernet
Sauvignon ektiriyor, Işıklar Holding Ankara'da en ilginç yerli üzümlerimizden
Kalecik Karası'nı yetiştirip bir prestij şarabı yapmaya hazırlanıyor. İşadamı
Gündüz Arel'in Çeşme'deki bin 500 dönümlük bağlarının Cabernet Sauvignon'ları
da gün geçtikçe olgunlaşıyor. Öte yandan, bağcılıkla uğraşan mütevazi ailelerin
üniversite mezunu çocuklarından mesleklerini bırakıp bağların başına geçenlere
bile rastlanıyor... Kısacası, içkilerin en sağlıklısı olan, batı dünyasında
içkiden çok bir gıda maddesi gözüyle bakılan şarap, bir süredir dünyada
olduğu gibi Türkiye'de bir "yükselen değer" durumunda...
Geçtiğimiz ay bağbozumu zamanı karış karış dolaştığım Trakya'nın kıyı
bölgesinde de bu gelişmeleri yakından görme firsatını yakaladım. Eylülün
son günlerinde Şarköy ve Mürefte resmen üzüm, şıra ve taze şarap kokuyordu.
"Pırpır" denilen küçük motorlu traktörleriyle bağlardan şaraphanelere üzüm
getiren köylülerin yüzleri gülüyordu. Üzümlerine ilgi artıyordu çünkü.
Bazı şarap üreticileri, istedikleri nitelikte üzümler geldiğinde iyi para
ödüyorlardı artık. Şaraphanelerde de ayrı bir coşku vardı. Şaraplar belli
kaliteyi tutturduklarında yok pahasına gitmeyecekler, damak zevki gelişmiş
şarapseverlerin elinde değerini bulacaklardı.
Doluca'nın sahibi Ahmet Kutman'ın dostu Güven Nil'le birlikte
yürüttüğü Sarafin projesinin yakında piyasaya sunulacak yeni şarapları
da, dogrusu ilk Sarafin'lerden daha güzeldiler. 1998'in Sauvignon Blanc'i
neredeyse bir Misket şarabı kadar aromatikti. 1997 Cabernet Sauvignon,
bir parça Merlot üzümü şarabı da içerdiğinden, biraz daha dengeliydi. 1998
rekoltesinden sadece 2 bin şişe üretilen Türkiye'nin ilk Merlot'suna ise,
aşık oldum diyebilirim! Ahududu ile böğürtlen aromaları ve kadifemsi içimi
ile Türk topraklarında ilk kez denenen Merlot üzümünün harikalar yaratabileceğini
gösteren bir örnekti bu.
Türk şarapçılığının diğer devi, Kavaklıdere de boş durmuyor tabii...
Bir süredir yerli üzüm çeşitlerini öne çıkarmayı hedefleyen Kavaklıdere'nin
Öküzgözü üzümünden yaptığı ve geçtiğimiz yıl piyasaya çıkardığı şarap,
son derece karmaşık ve derin lezzetleri olan, yıllanmaya da uygun, güçlü
bir şarap. Tek kelimeyle özgün bir Türk şarabı! Bir Fransız konuğunuza,
"Sizin Bordeaux'larınız varsa, bizim de böyle şaraplarımız var" diye gururla
sunabileceğiniz cinsten... Kavaklıdere, bir yandan da Boğazkere, Narince
ve Ada Karası gibi üzüm çeşitleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor, tek
başına bu üzümlerden yaptığı şarapları Fransa'dan ithal ettiği meşe fıçılarda
dinlendirerek yeni lezzetler arıyor... Türk şarapseverlere Kavaklıdere'nin
keşfettirdiği Kalecik Karasi üzümünden yaptığı zarif lezzetli şarap ise,
gördüğü büyük ilgi sayesinde bu üzümün yurdun değişik yerlerinde denenmesini
sağlıyor. Kapadokya'da Kalecik Karası bağları kuran Turasan'ın bu üzümden
yaptığı şarap, bildik Kapadokya kırmızılarından çok farklı, yörenin belki
de en ilginç kırmızı şarabı...
Bu denemeler sayesinde, Türk şarapçılığında bir altın sayfa açılmak
üzere. Oysa zaman tünelinden tarihin derinliklerine inildiğinde, bunun
hayli geç olduğu da görülüyor. Zira birçok araştırmacıya göre şarabın anavatanı
zaten Anadolu. Milattan önce 3000'lerde, henüz Avrupa kıtası şarabı tanımazken,
Anadolu'da şarap imal edilirmiş. Nitekim binlerce yıl önce Anadolu'yu yurt
tutan Hititler'den kalma eserler, Hititler'in bir şarap uygarlığı kurduklarını
gösteriyor. Bu kavmin tanrılarına sundukları şarapların altından kupaları,
Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin en nadide eserleri arasında...
Sadece Anadolu mu, Trakya da yeryüzünün en eski şarap bölgeleri
arasında. Mürefte yakınlarındaki Hoşköy'de yapılan kazılarda bulunan amforalar
ve amfora imalathaneleri, buranın bir şarap ihracat merkezi olduğunu gösteriyor.
Anadolu'da şarap geleneği gerçi Türklerin müslüman olmalarıyla kesintilere
ugramış ama, gayri müslim azınlıklarla her zaman da sürmüş. Osmanlı'da
zaman zaman ünü dünyayi tutan şaraplar yapılmış, padişahlardan şarabı halka
yasaklayanlar olmuşşa da, saray sofralarında çoğu zaman şarap içilmiş...
şarap kimi zaman yasak, kimi zaman serbest her daim el altında olmuş. 1600'lerin
başlarında İstanbul'a gelen Polonyalı gezgin Simeon, dönünce kaleme aldığı
seyahatnamesinde, "Ankara'nın koyu renkli şarabı ile Tokat'in mayhoş şarabına
doyulmaz" diye boşuna yazmamış...
Osmanlı'nın batılaşmaya yöneldiği 1800'lerin ortalarında ise, Osmanlı
şarapçılığı kayda değer gelişmeler göstermiş. İmparatorluğun özellikle
Erdek, Midilli, Samos ve Girit bölgelerinde yapılan şarapları, Fransa'daki
fuarlarda madalyalar kazanmış, ihraç edilmiş. Sadece 1873'deki Viyana Fuarı'nda
Türk şaraplarının aldığı madalyalar 35'i bulmuş. Yüzyıl sonunda asma biti
hastalığı Avrupa bağlarını kasıp kavururken, Fransızlar şaraba susuzluklarını
Osmanlı şaraplarıyla dindirmişler. Bu yıllarda ihracat milyonlarca litreye
ulaşmış...
Cumhuriyet de şaraba sırt çevirmemiş dogrusu. Halkın sert bir içki olan
rakıdan uzaklaşmasını isteyen hükümetler, şarabı desteklemişler, bağcılığın
binlerce köylünün geçim kaynağı olduğunu da unutmamışlar. Tekel idaresinin
yeni kurulduğu 1940'lı yıllarda, Anadolu'nun dört bir yanına "Şarap Deneme
Evleri" kurulmuş. Kırıkkale, Bilecik, Çorum, Nevşehir, Kırşehir, Isparta,
Tokat, Elazığ, Urfa, Yozgat, Maraş, Gaziantep gibi illerimizdeki bu imalathanelerde,
Fransız uzmanlar yonetiminde Türk üzümlerinden degişik şaraplar denenmiş.
60'li yıllarda gericiliğin artmasi, 80'lerin başında da biranın büyük
atağı şarapçılığa darbe vurmuşsa da, Türk şarapçılığı direnmiş, 80'lerde
Türkiye'ye akın eden milyonlarca turistin şarap tutkularının da desteğiyle
taze kana -ve sermayeye- kavuşmuş. Ve gelinmiş bugünlere...
Bugünler, Türklerin şarapla barıştığı, birçoklarının şarabı keşfettiği
günler. Türkiye'nin dışa açıldığı ve dünya şaraplarını tatmaya başladığı
1984'ten bu yana iyi şaraba olan talebin artarak, şarap üreticilerini kamçıladığı
günler. Yine de, bu henüz başlangıç... Türk şarap üreticileri şarap ithalatının
hala yasak olmasının getirdiği rehavete kapılırlar, şarapseverlerin kendilerine
tanıdıkları krediyi yeterince doğru kullanmazlarsa, bu başlangıcı uzun
ve mutlu bir birlikteliğe dönüştürmek zor olabilir... Giderek artan çeşitte
ve lezzette kaliteli şaraplar, uygun fiyatlarla piyasaya sunulduğunda ise,
Türkiye'nin de şarap sevgisinde Avrupa ülkelerine yaklaşması, uzun vadede
de olsa bir hayal degil, bizce...
ŞARAPBİLİMCİ ERTAN ANLI
"CHATEAU MARGAUX GİBİ ŞARAP YAPABİLİRİZ"
- Türk şarapçılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Birgün Türkiye'de
de, Bordeaux'nun, Burgonya'nın "büyük" şarapları kıratında şaraplar yapılabilecek
mi?
- Türkiye çok büyük bir ülke, sahip olduğu farklı iklimler ve
toprak yapıları kaliteli şarap üretimine çok uygun. Bu topraklarda binlerce
yıl hüküm süren ama son yüzyılda kaybettiğimiz, unuttuğumuz şarap kültürünü
yeniden edinirsek, bağ bilincine, şarap bilincine kavuşursak en iyi şarapları
yapabiliriz. Ancak bugün baktığımızda şarabın Türk sofra kültürünün dışında
olduğunu göruyoruz. Hangi Türk yemeğinin yanında hangi şarabi içeceğimizi
bilmiyoruz. Şarapla yemek bir türlü evlenmiyor... Bence bir 10 yıl sonra,
Chateau Margaux kalitesinde bir şarap üretebilmemiz pekala mümkün. Bunun
için materyal ve toprak eksikliğimiz yok. Ama bilinç ve kültür eksikliğimiz
var...
- Şarap kültürümüz gelismemiş, peki şaraplarımızın durumu ne?
- Herşey üzümden başlıyor. Üzümü hasbelkader alıp şaraba işliyoruz.
Bir bağ sulanmamış, verimi az ama cok yoğun şıralı, nefis bir şaraplık
üzüm veriyor. Ama hemen onun yanındaki bağ sulanmış! Biri gübreli, biri
gübresiz... Bunlar şarap kalitesini etkiliyor. Sonra her zaman aynı bağdan
da üzüm alamıyorsunuz. Oysa Fransa'da, filanca şato her sene filanca bağdan,
filan üzümü alıyor. Bağı, üzüm çeşidi değişmiyor. O yüzden şarabı belli
bir karakteristikte oluyor. üretici, "Benim şarabım bu" diyebiliyor. Biz
bunu henuz yapamıyoruz.
- Bu standart nasıl sağlanır?
- Fransızların "Appelation d'Origine Controlee" dedikleri, "Kontrollu
adlandırma" sistemine geçmeliyiz. Bu sistemle bağlar devamlı kontrol altındadır.
üzümün randımanı bellidir, sulama yaparak bunu arttıramazsınız. Budamayı
ona göre yapar, verim fazla olursa olgun salkımları toplarsınız. Bizdeki
gibi üzümler tombullaşsın diye suyu basmazsınız. şarap üreticisi iseniz,
"Bu sene bu bağdan iyi üzüm çıkmadı, komşu bağdan 5 ton alayım" diyemezsiniz.
Bunlara uymadığınız takdirde şarabınız sistemin dışına çıkarılır, fiyatı
da birdenbire düşer... Standarda uyduğunuz takdirde ise etiketinizin üzerine
"Appelation d'Origine Controlee" yazmaya hak kazanırsınız ve bu müşteri
nezdinde güvenilirlik sagladığından iyi kazanırsınız... Bizde de bu kontrol
sistemine geçilmeli.
- Bazı üreticiler kendi bağlarını kuruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Doğru yol bu... Şarabı ben yapıyorum, üzümü ise sen üretiyorsun!
Bu kopuklukla iyi şarap üretmek çok zor. Şarap üreticisinin bağını kurmasıyla
bu sorun azalacak.
- Şaraplık üzümlerimiz nasıl sizce? Yerli çeşitler dünya çapında
kaliteli şaraplar üretmeye uygun mu?
- Kırmızılardan Boğazkere, Öküzgözü ve Kalecik Karası, beyazlardan
ise Narince, Emir ve Misket favori üzümlerim. Bunlardan çok iyi şaraplar
yapılabiliyor. Zamanla bu üzümlerden bugünkünden daha da iyi şaraplar üretebiliriz.
- Kalecik Karası üzümünden şaraplar hayli popüler oldu. Bunları
nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu üzümden yapılan şarabın çok ilginç, çok özel aromaları var.
Ama rengi zayıf, "gövdesi" de ince... Belki bir başka gövdeli, güçlü şarapla
harmanlanmalı. Belki de yapım metodlarında bazı degişikliklere gidilmeli.
Üzerinde çalıştıkça hem Kalecik Karası'ndan, hem de Boğazkere ve Öküzgözü'nden
daha da güzel şaraplar çıkacak. Bunlar farklı topraklarda henüz denenmedi,
alt çalışmaları yapılmadı. Bırakın yıllar sürecek bu tip çalışmaları, sadece
üzümler bağdayken yaprakları budanıp salkımlar daha fazla güneş görse bile
bu şaraplarda epey fark olur...
- Peki Türk şaraplarında Fransız şaraplarındaki gibi "iyi sene-kötü
sene" ayırımı yapabilir miyiz? Son yıllardaki en iyi rekolteleri söyleyebilir
miyiz?
- Bunu söylemek çok zor. Tabii ki iklim tıpkı Fransa'daki gibi
her sene oynuyor ama bir çok şarap değişik yörelerin farklı üzümlerinden,
sık sık değişen oranlarda harmanlanarak yapıldığı için şaraplar yıldan
yıla o kadar çok etkilenmiyor. Ama diyelim ki sadece Kapadokya'nın filan
üzümünden yapılan bir şarap sözkonusu. Bu durumda bile o yıl Kapadokya'da
iyi bir rekolte olabilir, ama o bağda bağbozumu erken yapılmıştır, iklimin
avantajı şaraba yansımaz... Ancak ne zaman Fransa'daki gibi kontrollu bağcılığa
geçeriz, o zaman "Bu sene Kapadokya şarapları daha güzel olacak" gibi müjdeler
verebiliriz.
- Türk şaraplarının ihracat şansı nasıl? Şu anda dünyayı kasıp
kavuran Avustralya şarapları gibi olabilir mi bir gün?
- Olabilir ama bunun için şaraplarımızın belirgin bir kimliği
olmalı. Mesela bir Macarların Tokay'i, İspanyolların şerisi, yine İspanyolların
Rioja'sı gibi... Bunlar o ülkelere özgü, benzersiz şaraplar. Biz de bu
tür bir şarap çıkarmalı, şarapçılığımızı böyle bir lokomotif ürünle tanıtmalıyız.
YENİ ŞARAPLAR, YENİ TADLAR...
Son yıllarda piyasaya sürülen bazı Türk şarapları, Türk şarapçılığının
gösterdiği gelişmenin en iyi kanıtları. Bu şaraplardan başlıcaları ve lezzet
karakteristikleri şöyle:
* Sarafin Chardonnay: İçi islenmiş meşe fıçılarda yıllandığı için
hafifçe füme ve meşemsi kokulara da sahip, damakta dolgun, kıvamlı ve tok
bir beyaz şarap.
* Kavaklıdere Kalecik Karası: Zarif meyvemsi aromalara sahip,
damakta özellikle mürdüm eriği tadını çağrıştıran, yumuşak içimli bir şarap.
Fransız Burgonya şaraplarını anımsatıyor.
* Kavaklıdere Öküzgözü: Meyvemsi ve baharlı aromaları olan, damakta
dolgun, zengin ve buruk bir şarap. Karmaşık ve zengin tadları var, yıllanmaya
musait.
* Pamukkale Cabernet Sauvignon: Çeşme bağlarına birkaç yıl önce
ekilen, "üzümlerin kralı" Cabernet Sauvignon'dan yapılıp meşe fıçılarda
dinlenmiş bir şarap. "Kırmızı meyve" aromaları ve tadları hakim.
* Sarafin Cabernet Sauvignon: Gelibolu bağlarında yetistirilmiş
üzümlerden. Meşe fıçıda dinlendiğinden fıçı tadları da hissediliyor. Dolgun
gövdeli, baharlı bir şarap.
* Turasan Kalecik Karası: Son derece yumuşak içimli, ahududumsu
bir aroma ve tada sahip, "ince" bir şarap. Beaujolais şaraplarını anımsatıyor.
|
- İçki yasakları artık kalkmalı
- Şarap üretiminde AB'ye uyum hazırlığı
- Şarap konulu şiir yarışması
- Bekilli Kültür-Sanat-Şarap ve Üzüm Festivali
- Şarap nasıl saklanmalı?
- Otelci, içki ve içme kültürü
- Dreams - Ayla Gökdemir Resim Sergisi
- Ekranlara alkol sansürü geliyor
- Şarap, etin kanser yapıcı etkisini azaltıyor
- Fransız şarabında reform
- Üzümünü satamayınca şarap fabrikası kurdu

Dünyanın en saygın şarap dergisi Decanter, 1993 yılının haziran sayısında
kapak konusu olarak "2000 yılında hangi şaraplar içilecek?" sorusunu ortaya
atmış ve dünya şaraplarının falına bakmıştı. Londra'da yayınlanan dergi,
15 ünlü şarap simasina "Hangi ülkeler yüzyılın sonunda şarapçılıkta çarpıcı
bir atılım yapacak?" ve "2000 yılında nerede bir bağınız olmasını isterdiniz?"
sorularını sormuştu. Bunlardan Kaliforniyalı ünlü şarap üreticisi Agustin
Huneeus ile ünlü İngiliz şarap yazarı Andrew Jefford'un cevapları, Türk
şarapseverler için son derece ilgi çekiciydi. Huneeus "2000'de Türk şarapçılığı
büyük atılım yapacak" diyor, Jefford ise yeni binyılda Türkiye'de bir bağının
olmasını diliyordu...
Türkiye'nin en büyük iki şarap fabrikasından biri olan Doluca'nın Mürefte'deki
tesislerini gezerken, gurur duymamak elde degildi. Pırıl pırıl, tertemiz,
ergonomik düzenlenmiş dev bir tesisti burası. Dünyanın en yeni şarap teknolojisi
kullanılıyordu. Ve uzun yıllar milyonlarca litre ürettiği sofra şaraplarına
ağırlık veren Doluca, kaliteli şarap atağına geçiyor, yeni çeşitler deniyordu.
Şarap Dostları Derneği'nden bir grup arkadaşla birlikte şarapların meşe
fıçılarda uykuya yattığı dev kavı gören tadım odasında oturduğumuzda, bu
ilginc şaraplardan numuneler de tattık. Tokat'ın Narince üzümlerinden yapılmış
Alman Riesling'lerini aratmayacak buram buram kokulu nefis bir beyaz şarabın
ardından, güneydoğu bölgemizin siyah üzümleri Öküzgözü ve Boğazkere'ye
Marmara üzümlerinin katılmasıyla yapılan üç ayrı kırmızıyı denedik. Kimi
biraz meşe fıçı görmüştü, kiminde üzüm oranları farklıydı, kiminin imalatında
ufak farklılıklar vardı. Ama üçü de heyecan verici kırmızı şaraplardı.
Ve yakında ideal kıvamlarına ulaştıklarında, "Özel Kav" adıyla, etiketlerinde
üzüm türleri öne çıkarılarak piyasaya sunulacaklardı. Firma, halen piyasada
bulunan Özel Kav şarapları yerine bu seriyi piyasaya sürecekti ve bunun
için bir İngiliz şirketine etiket tasarımlarını da yeniletiyordu.
