WORLD WIDE WINE

In vino veritas
Türkiye Ulaşım Rehberi
28 Ağustos 2008, Perşembe 

Şarabımızla barışıyoruz

Mehmet Yalçın, Gurme Dergisi, Bir Numara Yayıncılık, Kasım 1999

Binlerce yıl önce şarabın anavatanı olan Türkiye toprakları 2000'in arefesinde yeni bir şarap geleneği yaratıyor. Dışa açılan Türkiye, şarabı yeniden keşfedip tadına varırken; Türk şaraplarının kalitesi de yükseliyor, yepyeni üzüm çeşitlerinden nefis Türk şarapları üretiliyor. Kısacası, Türkler şarapla barışıyor...

in vino veritas Dünyanın en saygın şarap dergisi Decanter, 1993 yılının haziran sayısında kapak konusu olarak "2000 yılında hangi şaraplar içilecek?" sorusunu ortaya atmış ve dünya şaraplarının falına bakmıştı. Londra'da yayınlanan dergi, 15 ünlü şarap simasina "Hangi ülkeler yüzyılın sonunda şarapçılıkta çarpıcı bir atılım yapacak?" ve "2000 yılında nerede bir bağınız olmasını isterdiniz?" sorularını sormuştu. Bunlardan Kaliforniyalı ünlü şarap üreticisi Agustin Huneeus ile ünlü İngiliz şarap yazarı Andrew Jefford'un cevapları, Türk şarapseverler için son derece ilgi çekiciydi. Huneeus "2000'de Türk şarapçılığı büyük atılım yapacak" diyor, Jefford ise yeni binyılda Türkiye'de bir bağının olmasını diliyordu...

Aradan 7 yıl geçti. 2000'e sadece 2 ay kaldı. Ve yıllar önce bu tahminleri yapan iki şarap uzmanı, haklı çıktılar bence. Çünkü tam da onların Türkiye'de dikkatleri çektikleri yeni binyılın eşiğinde, Türk şarapçılığı büyük bir ronesansın da eşiğinde... şarap, bu topraklarda hiçbir zaman olmadiğı kadar gündemde, gençler şaraba yöneliyor, popüler merkezlerde şarap barları açılıyor, marketler büyük şarap reyonları düzenliyor, en güzeli de bu raflar enfes lezzetteki yeni Türk şaraplarıyla doluyor...

Üstelik, yeni sürprizler de kapıda. ülkenin iki büyük şarap devi Doluca ile Kavaklıdere, son derece heyecan verici yeni atılımlar yapıyorlar. Kavaklıdere kaliteli yerli üzüm türlerinden özel şaraplar imal ederken, Doluca bir yandan Sarafin projesiyle Fransa'nın en popüler şaraplık üzümlerini Türkiye'de yetiştirip bunlardan kaliteli şaraplar yapıyor, bir yandan da yerli üzümlerden yeni bir "Özel Kav" serisini piyasaya sürmeye hazırlanıyor. İki grup, bir yandan da kendi bağlarını büyütüyor. Diren, Pamukkale, Sevilen ve Turasan gibi orta büyüklükte üreticiler de heyecanla aynı yoldan yürüyorlar.

Şarap, iş dünyasında da cazip bir yatırım alanı artık. Sabancı Holding'in kraliçesi Güler Sabancı Mürefte'deki bağlarına "üzümlerin kralı" Cabernet Sauvignon ektiriyor, Işıklar Holding Ankara'da en ilginç yerli üzümlerimizden Kalecik Karası'nı yetiştirip bir prestij şarabı yapmaya hazırlanıyor. İşadamı Gündüz Arel'in Çeşme'deki bin 500 dönümlük bağlarının Cabernet Sauvignon'ları da gün geçtikçe olgunlaşıyor. Öte yandan, bağcılıkla uğraşan mütevazi ailelerin üniversite mezunu çocuklarından mesleklerini bırakıp bağların başına geçenlere bile rastlanıyor... Kısacası, içkilerin en sağlıklısı olan, batı dünyasında içkiden çok bir gıda maddesi gözüyle bakılan şarap, bir süredir dünyada olduğu gibi Türkiye'de bir "yükselen değer" durumunda...

Geçtiğimiz ay bağbozumu zamanı karış karış dolaştığım Trakya'nın kıyı bölgesinde de bu gelişmeleri yakından görme firsatını yakaladım. Eylülün son günlerinde Şarköy ve Mürefte resmen üzüm, şıra ve taze şarap kokuyordu. "Pırpır" denilen küçük motorlu traktörleriyle bağlardan şaraphanelere üzüm getiren köylülerin yüzleri gülüyordu. Üzümlerine ilgi artıyordu çünkü. Bazı şarap üreticileri, istedikleri nitelikte üzümler geldiğinde iyi para ödüyorlardı artık. Şaraphanelerde de ayrı bir coşku vardı. Şaraplar belli kaliteyi tutturduklarında yok pahasına gitmeyecekler, damak zevki gelişmiş şarapseverlerin elinde değerini bulacaklardı.

in vino veritas Türkiye'nin en büyük iki şarap fabrikasından biri olan Doluca'nın Mürefte'deki tesislerini gezerken, gurur duymamak elde degildi. Pırıl pırıl, tertemiz, ergonomik düzenlenmiş dev bir tesisti burası. Dünyanın en yeni şarap teknolojisi kullanılıyordu. Ve uzun yıllar milyonlarca litre ürettiği sofra şaraplarına ağırlık veren Doluca, kaliteli şarap atağına geçiyor, yeni çeşitler deniyordu. Şarap Dostları Derneği'nden bir grup arkadaşla birlikte şarapların meşe fıçılarda uykuya yattığı dev kavı gören tadım odasında oturduğumuzda, bu ilginc şaraplardan numuneler de tattık. Tokat'ın Narince üzümlerinden yapılmış Alman Riesling'lerini aratmayacak buram buram kokulu nefis bir beyaz şarabın ardından, güneydoğu bölgemizin siyah üzümleri Öküzgözü ve Boğazkere'ye Marmara üzümlerinin katılmasıyla yapılan üç ayrı kırmızıyı denedik. Kimi biraz meşe fıçı görmüştü, kiminde üzüm oranları farklıydı, kiminin imalatında ufak farklılıklar vardı. Ama üçü de heyecan verici kırmızı şaraplardı. Ve yakında ideal kıvamlarına ulaştıklarında, "Özel Kav" adıyla, etiketlerinde üzüm türleri öne çıkarılarak piyasaya sunulacaklardı. Firma, halen piyasada bulunan Özel Kav şarapları yerine bu seriyi piyasaya sürecekti ve bunun için bir İngiliz şirketine etiket tasarımlarını da yeniletiyordu.

Doluca'nın sahibi Ahmet Kutman'ın dostu Güven Nil'le birlikte yürüttüğü Sarafin projesinin yakında piyasaya sunulacak yeni şarapları da, dogrusu ilk Sarafin'lerden daha güzeldiler. 1998'in Sauvignon Blanc'i neredeyse bir Misket şarabı kadar aromatikti. 1997 Cabernet Sauvignon, bir parça Merlot üzümü şarabı da içerdiğinden, biraz daha dengeliydi. 1998 rekoltesinden sadece 2 bin şişe üretilen Türkiye'nin ilk Merlot'suna ise, aşık oldum diyebilirim! Ahududu ile böğürtlen aromaları ve kadifemsi içimi ile Türk topraklarında ilk kez denenen Merlot üzümünün harikalar yaratabileceğini gösteren bir örnekti bu.

Türk şarapçılığının diğer devi, Kavaklıdere de boş durmuyor tabii... Bir süredir yerli üzüm çeşitlerini öne çıkarmayı hedefleyen Kavaklıdere'nin Öküzgözü üzümünden yaptığı ve geçtiğimiz yıl piyasaya çıkardığı şarap, son derece karmaşık ve derin lezzetleri olan, yıllanmaya da uygun, güçlü bir şarap. Tek kelimeyle özgün bir Türk şarabı! Bir Fransız konuğunuza, "Sizin Bordeaux'larınız varsa, bizim de böyle şaraplarımız var" diye gururla sunabileceğiniz cinsten... Kavaklıdere, bir yandan da Boğazkere, Narince ve Ada Karası gibi üzüm çeşitleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor, tek başına bu üzümlerden yaptığı şarapları Fransa'dan ithal ettiği meşe fıçılarda dinlendirerek yeni lezzetler arıyor... Türk şarapseverlere Kavaklıdere'nin keşfettirdiği Kalecik Karasi üzümünden yaptığı zarif lezzetli şarap ise, gördüğü büyük ilgi sayesinde bu üzümün yurdun değişik yerlerinde denenmesini sağlıyor. Kapadokya'da Kalecik Karası bağları kuran Turasan'ın bu üzümden yaptığı şarap, bildik Kapadokya kırmızılarından çok farklı, yörenin belki de en ilginç kırmızı şarabı...

Bu denemeler sayesinde, Türk şarapçılığında bir altın sayfa açılmak üzere. Oysa zaman tünelinden tarihin derinliklerine inildiğinde, bunun hayli geç olduğu da görülüyor. Zira birçok araştırmacıya göre şarabın anavatanı zaten Anadolu. Milattan önce 3000'lerde, henüz Avrupa kıtası şarabı tanımazken, Anadolu'da şarap imal edilirmiş. Nitekim binlerce yıl önce Anadolu'yu yurt tutan Hititler'den kalma eserler, Hititler'in bir şarap uygarlığı kurduklarını gösteriyor. Bu kavmin tanrılarına sundukları şarapların altından kupaları, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin en nadide eserleri arasında...

Sadece Anadolu mu, Trakya da yeryüzünün en eski şarap bölgeleri arasında. Mürefte yakınlarındaki Hoşköy'de yapılan kazılarda bulunan amforalar ve amfora imalathaneleri, buranın bir şarap ihracat merkezi olduğunu gösteriyor.

Anadolu'da şarap geleneği gerçi Türklerin müslüman olmalarıyla kesintilere ugramış ama, gayri müslim azınlıklarla her zaman da sürmüş. Osmanlı'da zaman zaman ünü dünyayi tutan şaraplar yapılmış, padişahlardan şarabı halka yasaklayanlar olmuşşa da, saray sofralarında çoğu zaman şarap içilmiş... şarap kimi zaman yasak, kimi zaman serbest her daim el altında olmuş. 1600'lerin başlarında İstanbul'a gelen Polonyalı gezgin Simeon, dönünce kaleme aldığı seyahatnamesinde, "Ankara'nın koyu renkli şarabı ile Tokat'in mayhoş şarabına doyulmaz" diye boşuna yazmamış...

Osmanlı'nın batılaşmaya yöneldiği 1800'lerin ortalarında ise, Osmanlı şarapçılığı kayda değer gelişmeler göstermiş. İmparatorluğun özellikle Erdek, Midilli, Samos ve Girit bölgelerinde yapılan şarapları, Fransa'daki fuarlarda madalyalar kazanmış, ihraç edilmiş. Sadece 1873'deki Viyana Fuarı'nda Türk şaraplarının aldığı madalyalar 35'i bulmuş. Yüzyıl sonunda asma biti hastalığı Avrupa bağlarını kasıp kavururken, Fransızlar şaraba susuzluklarını Osmanlı şaraplarıyla dindirmişler. Bu yıllarda ihracat milyonlarca litreye ulaşmış...

Cumhuriyet de şaraba sırt çevirmemiş dogrusu. Halkın sert bir içki olan rakıdan uzaklaşmasını isteyen hükümetler, şarabı desteklemişler, bağcılığın binlerce köylünün geçim kaynağı olduğunu da unutmamışlar. Tekel idaresinin yeni kurulduğu 1940'lı yıllarda, Anadolu'nun dört bir yanına "Şarap Deneme Evleri" kurulmuş. Kırıkkale, Bilecik, Çorum, Nevşehir, Kırşehir, Isparta, Tokat, Elazığ, Urfa, Yozgat, Maraş, Gaziantep gibi illerimizdeki bu imalathanelerde, Fransız uzmanlar yonetiminde Türk üzümlerinden degişik şaraplar denenmiş.

60'li yıllarda gericiliğin artmasi, 80'lerin başında da biranın büyük atağı şarapçılığa darbe vurmuşsa da, Türk şarapçılığı direnmiş, 80'lerde Türkiye'ye akın eden milyonlarca turistin şarap tutkularının da desteğiyle taze kana -ve sermayeye- kavuşmuş. Ve gelinmiş bugünlere...

Bugünler, Türklerin şarapla barıştığı, birçoklarının şarabı keşfettiği günler. Türkiye'nin dışa açıldığı ve dünya şaraplarını tatmaya başladığı 1984'ten bu yana iyi şaraba olan talebin artarak, şarap üreticilerini kamçıladığı günler. Yine de, bu henüz başlangıç... Türk şarap üreticileri şarap ithalatının hala yasak olmasının getirdiği rehavete kapılırlar, şarapseverlerin kendilerine tanıdıkları krediyi yeterince doğru kullanmazlarsa, bu başlangıcı uzun ve mutlu bir birlikteliğe dönüştürmek zor olabilir... Giderek artan çeşitte ve lezzette kaliteli şaraplar, uygun fiyatlarla piyasaya sunulduğunda ise, Türkiye'nin de şarap sevgisinde Avrupa ülkelerine yaklaşması, uzun vadede de olsa bir hayal degil, bizce...
 
 

MEHMET YALÇIN

ŞARAPBİLİMCİ ERTAN ANLI

"CHATEAU MARGAUX GİBİ ŞARAP YAPABİLİRİZ"
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim görevlilerinden Dr. Ertan Anlı, Türkiye'nin en parlak genç kuşak şarapbilimcisi. Son yıllarda Fransa, Portekiz ve Almanya'da bu ülkelerin ünlü şaraplarıyla ilgili akademik incelemelerde de bulunan Anlı ile, Türk şarapçılığının durumunu konuştuk.

 - Türk şarapçılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Birgün Türkiye'de de, Bordeaux'nun, Burgonya'nın "büyük" şarapları kıratında şaraplar yapılabilecek mi?

 - Türkiye çok büyük bir ülke, sahip olduğu farklı iklimler ve toprak yapıları kaliteli şarap üretimine çok uygun. Bu topraklarda binlerce yıl hüküm süren ama son yüzyılda kaybettiğimiz, unuttuğumuz şarap kültürünü yeniden edinirsek, bağ bilincine, şarap bilincine kavuşursak en iyi şarapları yapabiliriz. Ancak bugün baktığımızda şarabın Türk sofra kültürünün dışında olduğunu göruyoruz. Hangi Türk yemeğinin yanında hangi şarabi içeceğimizi bilmiyoruz. Şarapla yemek bir türlü evlenmiyor... Bence bir 10 yıl sonra, Chateau Margaux kalitesinde bir şarap üretebilmemiz pekala mümkün. Bunun için materyal ve toprak eksikliğimiz yok. Ama bilinç ve kültür eksikliğimiz var...

 - Şarap kültürümüz gelismemiş, peki şaraplarımızın durumu ne?

 - Herşey üzümden başlıyor. Üzümü hasbelkader alıp şaraba işliyoruz. Bir bağ sulanmamış, verimi az ama cok yoğun şıralı, nefis bir şaraplık üzüm veriyor. Ama hemen onun yanındaki bağ sulanmış! Biri gübreli, biri gübresiz... Bunlar şarap kalitesini etkiliyor. Sonra her zaman aynı bağdan da üzüm alamıyorsunuz. Oysa Fransa'da, filanca şato her sene filanca bağdan, filan üzümü alıyor. Bağı, üzüm çeşidi değişmiyor. O yüzden şarabı belli bir karakteristikte oluyor. üretici, "Benim şarabım bu" diyebiliyor. Biz bunu henuz yapamıyoruz.

 - Bu standart nasıl sağlanır?

 - Fransızların "Appelation d'Origine Controlee" dedikleri, "Kontrollu adlandırma" sistemine geçmeliyiz. Bu sistemle bağlar devamlı kontrol altındadır. üzümün randımanı bellidir, sulama yaparak bunu arttıramazsınız. Budamayı ona göre yapar, verim fazla olursa olgun salkımları toplarsınız. Bizdeki gibi üzümler tombullaşsın diye suyu basmazsınız. şarap üreticisi iseniz, "Bu sene bu bağdan iyi üzüm çıkmadı, komşu bağdan 5 ton alayım" diyemezsiniz. Bunlara uymadığınız takdirde şarabınız sistemin dışına çıkarılır, fiyatı da birdenbire düşer... Standarda uyduğunuz takdirde ise etiketinizin üzerine "Appelation d'Origine Controlee" yazmaya hak kazanırsınız ve bu müşteri nezdinde güvenilirlik sagladığından iyi kazanırsınız... Bizde de bu kontrol sistemine geçilmeli.

 - Bazı üreticiler kendi bağlarını kuruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 - Doğru yol bu... Şarabı ben yapıyorum, üzümü ise sen üretiyorsun! Bu kopuklukla iyi şarap üretmek çok zor. Şarap üreticisinin bağını kurmasıyla bu sorun azalacak.

 - Şaraplık üzümlerimiz nasıl sizce? Yerli çeşitler dünya çapında kaliteli şaraplar üretmeye uygun mu?

 - Kırmızılardan Boğazkere, Öküzgözü ve Kalecik Karası, beyazlardan ise Narince, Emir ve Misket favori üzümlerim. Bunlardan çok iyi şaraplar yapılabiliyor. Zamanla bu üzümlerden bugünkünden daha da iyi şaraplar üretebiliriz.

 - Kalecik Karası üzümünden şaraplar hayli popüler oldu. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 - Bu üzümden yapılan şarabın çok ilginç, çok özel aromaları var. Ama rengi zayıf, "gövdesi" de ince... Belki bir başka gövdeli, güçlü şarapla harmanlanmalı. Belki de yapım metodlarında bazı degişikliklere gidilmeli. Üzerinde çalıştıkça hem Kalecik Karası'ndan, hem de Boğazkere ve Öküzgözü'nden daha da güzel şaraplar çıkacak. Bunlar farklı topraklarda henüz denenmedi, alt çalışmaları yapılmadı. Bırakın yıllar sürecek bu tip çalışmaları, sadece üzümler bağdayken yaprakları budanıp salkımlar daha fazla güneş görse bile bu şaraplarda epey fark olur...

 - Peki Türk şaraplarında Fransız şaraplarındaki gibi "iyi sene-kötü sene" ayırımı yapabilir miyiz? Son yıllardaki en iyi rekolteleri söyleyebilir miyiz?

 - Bunu söylemek çok zor. Tabii ki iklim tıpkı Fransa'daki gibi her sene oynuyor ama bir çok şarap değişik yörelerin farklı üzümlerinden, sık sık değişen oranlarda harmanlanarak yapıldığı için şaraplar yıldan yıla o kadar çok etkilenmiyor. Ama diyelim ki sadece Kapadokya'nın filan üzümünden yapılan bir şarap sözkonusu. Bu durumda bile o yıl Kapadokya'da iyi bir rekolte olabilir, ama o bağda bağbozumu erken yapılmıştır, iklimin avantajı şaraba yansımaz... Ancak ne zaman Fransa'daki gibi kontrollu bağcılığa geçeriz, o zaman "Bu sene Kapadokya şarapları daha güzel olacak" gibi müjdeler verebiliriz.

 - Türk şaraplarının ihracat şansı nasıl? Şu anda dünyayı kasıp kavuran Avustralya şarapları gibi olabilir mi bir gün?

 - Olabilir ama bunun için şaraplarımızın belirgin bir kimliği olmalı. Mesela bir Macarların Tokay'i, İspanyolların şerisi, yine İspanyolların Rioja'sı gibi... Bunlar o ülkelere özgü, benzersiz şaraplar. Biz de bu tür bir şarap çıkarmalı, şarapçılığımızı böyle bir lokomotif ürünle tanıtmalıyız.

 

YENİ ŞARAPLAR, YENİ TADLAR...

Son yıllarda piyasaya sürülen bazı Türk şarapları, Türk şarapçılığının gösterdiği gelişmenin en iyi kanıtları. Bu şaraplardan başlıcaları ve lezzet karakteristikleri şöyle:
 
 

BEYAZLAR

* Sarafin Sauvignon Blanc: Aromatik yapılı (yeşil elma, limon), asiditesi yüksek, damakta "diri" bir beyaz şarap.

 * Sarafin Chardonnay: İçi islenmiş meşe fıçılarda yıllandığı için hafifçe füme ve meşemsi kokulara da sahip, damakta dolgun, kıvamlı ve tok bir beyaz şarap.
 
 

KIRMIZILAR

* Diren Karmen Selection: Bogazkere ve Öküzgözü üzümlerinin bir harmanı. Birkaç yıl öncesinin Tekel Buzbağ şaraplarını özleyenler için birebir. Laciverdi kırmızı, alışılmadık renkli. Böğürtlengillerin aromaları ve tadları hissediliyor. Zengin lezzetli, yıllandırılabilir bir şarap. Kalite-fiyat dengesi belki de en uygun Türk şarabı.

 * Kavaklıdere Kalecik Karası: Zarif meyvemsi aromalara sahip, damakta özellikle mürdüm eriği tadını çağrıştıran, yumuşak içimli bir şarap. Fransız Burgonya şaraplarını anımsatıyor.

 * Kavaklıdere Öküzgözü: Meyvemsi ve baharlı aromaları olan, damakta dolgun, zengin ve buruk bir şarap. Karmaşık ve zengin tadları var, yıllanmaya musait.

 * Pamukkale Cabernet Sauvignon: Çeşme bağlarına birkaç yıl önce ekilen, "üzümlerin kralı" Cabernet Sauvignon'dan yapılıp meşe fıçılarda dinlenmiş bir şarap. "Kırmızı meyve" aromaları ve tadları hakim.

 * Sarafin Cabernet Sauvignon: Gelibolu bağlarında yetistirilmiş üzümlerden. Meşe fıçıda dinlendiğinden fıçı tadları da hissediliyor. Dolgun gövdeli, baharlı bir şarap.

 * Turasan Kalecik Karası: Son derece yumuşak içimli, ahududumsu bir aroma ve tada sahip, "ince" bir şarap. Beaujolais şaraplarını anımsatıyor.