WORLD WIDE WINE

In vino veritas
Türkiye Ulaşım Rehberi
8 Eylül 2008, Pazartesi 

Hayyam ve Bitip Tükenmez Sorular

Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, Özgür Yayınları, S.29-32

in vino veritas

Çocukken başlar sorularımız... Onlara karşılık aldıkça yineler, yineledikçe rahatlar gibi olur, sonra yine sorarız.

"Karamazov Kardeşler"de Dostoyevski, "Midya" adlı kahramanına yeryüzüne sorularımıza karşılık almak için geldiğimizi söyletir. İşte Ömer Hayyam, sistem kurmuş olayları açıklamış her filozof gibi, hayatı boyunca bu soruları sürdürmüştür.

Sonu gelmeden uzanıp giden, başı ve bitimi belli olmayan doğuya bakıp sorar. Nice zalim, kendini beğenen kralların başını yemiş, ne fidan boylu güzelleri, karıncaların, yılanların ağzına yem etmiş, gözü aç ölmüş nice azgın, zenginleri kara toprağa çekmiş, ne haksızlıklara, gönül kırmalara, ne gereksiz savaşlara ve didişmelere alan olan şu dünyayı süzmüş; sormuştur.

Hakçı, yumuşak, alçakgönüllü kağanları; hak yiyen, aşağılık, hain ve ölmeyeceğini sanan hükümdarların izlediğini görmüş; sormuştur.

Bir yıkık saraya bakmış, orada bir zamanlar keyif sürmüş şahların barındığını anımsamış; bugün yıkıntılarında kalbe ürküntü salan kuşların çığlıklarını duyarak sormuştur.

Doğanın güzel görünümlerini, yeşil, zümrüt bahçeleri, erguvan renkli gülleri, bin çeşit nazlı güzeli kıvançla ve uyanık bakışlarla gözleyip sormuştur.

Göklere bakmış, yıldızların, gezegenlerin dolanımlarını, bütün canlı varlıklan, onların en öncelerdeki (ezel) sırlarını ve çözülmesi zor nice zor sorunları düşünmüş, sormuştur.

Çöken akşamı, değişken bulutları, ay ışığını, onca doğa güzelliği arasında daha da güzel olan nice gençlerin, dönülmez yolculuğa çıkışlarını içi parçalanarak izlemiş ve sormuştur.

Bütün bu soruların genişliği de gösterir ki, ozanımız topluma insana, doğaya, insanoğluna eğilmiş, fildişi kulesinden, çok eski yüzyıllar içinde çıkmıştır. Aslında, Doğu edebiyatını, beylik ve incelemesiz bir tekerleme halinde, doğaya, topluma eğilmemiş göstermek zaten bir bilgi kısırlığı ve araştırma tembelliğidir.

Tarih boyu Doğu, en büyük uygarlıklara ya da yıkılıp gidişlere hep tek adamın yumruğuna dayalı yönetimler altında ulaşmıştır. Çoğu defa korku, baskı, sindiri ve zulme dayanan bu ülkelerdeki ozanlar, Hayyam'dan önce de şu hedeflere en dokunaklı söz oklarını fırlatmasını bilmişlerdir: (felek), (baht), (dehr), (devran), (dünya), (zaman).

Aslında bu sözcükler, toplumu simgeler. Biraz kazıdığımız zaman altından o günün toplumu çıkar. Hayyam'ı da her şeyden önce bu geleneğin içine alıyoruz ama, onu rubailerinde ozan yoldaşlarından ayıran ve ölümsüzlüğe ulaştıran şey, sanat üstünlüğü ve daha başka nitelikleridir.

rubailer ozanının evrenden, toplumdan, doğa ve insandan bunca ibretli ders almış olmasına karşılık şiirleri ders verici nitelikte değildir. Doğu edebiyatında Hayyam'a gelene kadar ozanın, çıkar ve dostluk uğruna övgüler düzüp yeri geldiğinde, bu dostları yergilerle yerin dibine batırdığı ya da didaktik (kuru bir öğreticilik ve ders veriş) öğütlerde bulunduğu hep bilinir. Böyle bir ortamda ders vermekten, vaiz görünmekten her zaman uzak kalmıştır. Gerçek şiirde ve sanatta aranılan lirizm ve içtenlik, bilgiç görünmekten uzak duruş, ders ve vaaz vermekten kaçınış, ozanımızın çok dikkat ettiği şeylerdir. Elbet, dörtlükleri okuyanlar, sonsuzluğa kadar bu küçük kıvılcımlardan tat alıp duygulanacakları gibi, ders de alacaklardır. Ama ozan ders vermeyi düşünmediği, okuyucuyu böyle bir soğuklukla karşılaştırmadığı için.

Hayyam'ın kendisini yakan her kıvılcım, kafasına takılan her soru, yüzyıllardan beri insanoğlunu yakıp kavurmuştur. Okuyucu, ozanın gizli inleyişlerini de sezinlemiştir. Ama İranlı bilgin Mohammed Ali Forogî'nin, Farsça "Robaiyyat" kitabının 12. yaprağında dediği gibi, "bu inleyişler, Hayyam'ın hançeresinde tıkanıp kalmıştır. İnsanoğlu için, dışa sızmamış olan bu inleyişler, yürek yakıcı olmuştur."

HAYYAM VE FELSEFE

in vino veritas Hayyam; Fitzgerald'ın üstün çevirisiyle Batı dünyasına yayıldıktan sonra, rubailerin taşıdığı felsefî görüşler hakkında çok çeşitli ve yaygın yorumlar, incelemeler yapılmıştır. Hatta bizde de İkbal kitabevi eliyle yayımlanan, Hüseyin Daniş ve Rıza Tevfik'in ortaklaşa hazırladığı "Rubaiyyat-ı Ömer Hayyam" adlı eserin ikinci bölümünde, Rıza Tevfik Bölükbaşı, bu alanda derin bir araştırmaya girişmiştir. Felsefenin zamanımızdaki kavramı ile geçmişteki anlamı açısından Hayyam'ı, onlardan farklı olarak ele almamız gerekiyor. Felsefe artık bir felsefe tarihi değildir. Bir takım düşünce, sanat ve bilimadamlarının, akıl sinirlerini zorlayarak doğaya, topluma, doğaötesine ve Allah kavramına kesin bir sonuç aramaları; önce kendilerini sonra da bizleri inanış rahatlığına kavuşturmak için bazı varsayımlar üzerinden yürüyüp ilkeler ortaya atmaları çağı, geçmişte kalmıştır. Felsefe;günümüzde olumlu bilimlerle birlikte yol almakta, olayların akışına kişisel bakışlarla bakmaktadır. Olumlu bilimlerin desteği altında toplumların, insanların mutluluğu için bilinç ve sezgi kapılarını zorlamaktadır.

Hayyam'ı, eski felsefe anlayışı içinde ele almak yanılgıya düşmektir. Çünkü O hiçbir çözüme ulaşamadan, hiçbir şeye, çözüm bulunamayacağını bilmenin burukluğu içinde, yine de karamsarlığa yuvarlanmadan yaşayıp gitmiştir. Eğer kendisini ve toplumu doyurabilecek bir dala yapışabilseydi, bu yolu tutsaydı, tarihin çeşitli çağlarını dolduran büyük filozoflar arasında ele alınabilir, O'nunda felsefesi işlenebilirdi.

Zamanında felsefe dersleri de veren ozanımız, bugünkü çağdaş felsefe anlayışına, insanların mutluluğunu istemesi bakımından yakın olabilir. Aslında olumlu bir bilimadamı olması da onu, yeni felsefecilerin arasına yaklaştırır gibi olur. Ama hemen söyleyelim: Hayyam, felsefeyle birlikte her şeyden, hatta bilimden de önce ozandır. Bu yanının ağır basması nedeniyle belli bir felsefe sınırı içine yerleştirilemez. Buna rağmen pek çok filozofun yer yuvarlağı kurulalı beri kafasını kurcalayan sorunlara felsefe yapmak için değil, şiirin havasıyla sürüklenerek, şiir diliyle dokunup dokunup geçmiştir. Tek bilinmesi gerekli nokta şu olmalı: Düşünce dünyasını, bilinçaltını ve sezgilerini yoğun bir araştırmaya yatıran ozan, bizi hiçbir zaman bir düşünsel yorgunluğa, hatta derin bir duygu çalkantısına götürmez. Böyle bir yorgunluğa düşmemizi önler. Bizler için kafası burgu gibi oyulan; beyni vakit vakit bunalımlar içinde çıkar yol arayan O'dur. Ama biz, bu rengi ve tadı bir daha zor yaratabilecek olan benzersiz rubailerle, yorucu bir düşüncenin, sarsıcı bir duygunun sınırına, hiç mi hiç yaklaşamayız.

Gülümsemek için
Ödüllü Yarışma

Sözler  Quotes >>

God knows what you've unleashed on the unsuspecting South. It'll be wine, women, and song all the way with Ringo when he gets the taste for it.