BİR BAĞ BOZUMU BÖYLE GEÇTİ
"Halk insanoğlunun en sefil yaşam biçimini sürdürüyor, çünkü hiç zeytin yetiştirmiyorlar ve hiç şarap içmiyorlar" , diye kendine acıyordu, Milattan sonra 200 yıllarında Tuna havalisinin yöneticiliğine gönderilen Anadolulu bir Grek senatör. Anadolu insanı, binlerce yıldır üzüm asmasını ve onun doğal ürünü şarabı tanıdığı için çok şanslı. Yoksa "Triyandafile nam Rum'un misket şarabı erenler arasında meşhurdur. Çünkü bağlarında olan misket üzümünün bir eşi meğer Akdeniz boğazındaki Bozcaada'da buluna" diye yazar mıydı Evliya Çelebi?
Yaşadığımız Bozcaada'da Evliya Çelebi'nin söz ettiği misket üzümü bağları hemen hemen hiç yok. Ama şahane bir sofralık üzüm çeşidi olan çavuş üzümü bağları ve orta kalitede şarap veren Karasakız (kuntra) bağları pek sık. Ayrıca Karalahna, Vasilaki gibi yerli çeşitler de yaygın. Öte yandan daha kaliteli şaraplar için Cabernet Sauvignon, Merlot, vb. üzüm çeşitleri de hızla artıyor.
![]() |
| Çamlıbağ Önde bu yıl aşıladığım Cabarnet Sauvignon kütüğü, arkada yaşlı çam ağacı görülüyor. |
Şimdi bağlar diyorum ama topu topu üç dönüme yaklaşan iki parça bağımz var. Bu parçalardan bir tanesine içindeki yaşlı çam ağaçlarından ötürü "Çamlıbağ" diyoruz. Burada çoğunluktaki üzüm çeşidi Karasakız (Kuntra). Sekiz kütük kadar sofralık Kardinal üzümü de bulunuyor, bir de yukarıda söz ettiğim Cabarnet Sauvignon'lar var.
![]() |
| Emek bağı |
Bu yıl genel olarak tabiat koşulları açısından bağlar için olumlu sayılırdı. Kasım –Mayıs ayları arasındaki yaklaşık 450 Kg. Lık toplam yağış bağlar için yeterli idi. Don, aşırı rüzgar gibi bağlara zarar verici olaylar olmadı. Salkım güvesi görüldü ama bazı kütükler dışında pek de zarar vermedi.
Kış aylarında sanki tamamen kuruyan bir bağ kütüğünün zamanı gelince canlanmaya başlamasını, hızla büyüyüp gelişmesini izlemek heyecan vericidir. Sanki yaşam döngüsünün küçük bir sahnesidir bağlar. Yapraklarını döken ağaçlara benzemezler. Bir önceki yıl büyüttüğü dalların neredeyse tamamı kesilmiş, budanmıştır. Bu eksilme bir sonraki yıl daha güçlü ve sağlıklı bir gelişme için gereklidir. Sanki kayıplar yeni kazanımların kaynağıdır. Örnek mi almalıyız?
Neyse. Büyümelerini heyecanla beklediğimiz ve izlediğimiz üzüm salkımları Ağustos ayı sonunda olgunlaştılar, tatlandılar.
Eşim ve ben taze olarak tükettiğimiz dışında mevcut üzümlerin tamamını şarap yapmaya karar vermiştik.
6 Ağustosta Emek bağından ilk Çavuş salkımlarını kesmeye başladık. Bu sırada topladığımız üzümlerin şıralarının dansiteleri 1092 ile 1096 arasında değişiyordu. (Asiditeyi ölçemedim ama çok düşük olduğunu hatta hemen hemen asitsiz olduğunu tahmin ediyorum. Zaten bu asit yoksunluğunun çavuş şarabının çok iyi olmamasının nedeni olduğunu sanıyorum) Tabii Çavuş üzümü aslında sofralık bir üzüm çeşidi, her şey yolunda gitse bile çok güzel bir şarap elde etmeyi fazla da beklemiyoruz Eğer tam bir fermantasyon yaptırabilirsek 12-13 alkollü fazla dolgun olamayan düz bir şarap elde edebilmeyi umuyoruz.
![]() |
| Çamlıbağ'dan Karasakız (Kuntra) salkımı |
![]() |
| Sabırla üzüm salkımlarını taneleyen eşim Aydan Akgezer |
Eşimin görevi yine tanelemek idi. Ben bu sefer parçaladığım taneleri kabukları ile beraber, hazırladığımız polikarbonat bidonlara doldurdum. Mayalanma sırasında şıradan ayrılan ve yukarı doğru kabaracak olan ezilmiş kabukların (şapka) bidondan taşmaması için gerekli payı bıraktım. Şıradan ayrılarak bir tabaka oluşturma eğiliminde olan bu kabukların sık sık (arkadaşım Akın Baran'a göre sabah akşam) şıranın içine karıştırılması gerekiyor. Çünkü üzüm taneciklerinin kabuklarında bulunan renk hücrelerinin şıraya şıraya geçmesi için kabuklar şıranın içinde olmalı. Belki de daha önemlisi şıra ile teması kalmayan ve kurumaya başlayan kabuklar sakladıkları oksijen ile şarabın okside olmasına neden olabilirler.
![]() |
| Çamlıbağ'dan yeni toplanmış ve sıkımı bekleyen Karasakız (Kuntra)'lar |
![]() |
| Bidonlardaki şıra, doğal mayaların yardımıyla şaraba dönüşüyor. |
Güzel şarap doğru asit-alkol dengesi bulunan ve en önemlisi kaynağı olan üzümün, onun yetiştiği toprağın, havanın kokularını, lezzetlerini, renklerini taşımalıdır düşüncesindeyim. Bu yüzden bu doğal gelişime ne kadar az müdahale edersek o kadar doğru olur gibi geliyor bana. Halihazır (spontan) mayalara güvenmeyip kimyasallarla onları dezenfekte ettikten sonra yeniden sanayi üretimi mayalarla fermantasyonu başlatmayı bu doğallığa müdahele hem de gereksiz bir müdahale olduğunu düşünüyorum Profesyoneller risk almamak için böyle hareket edebilirler ama biz "ev şarapçıları"için her bidon ayrı bir macera değil midir? Bana göre işin çekici yanı da bu. Ben doğal mayalardan bir kötülük görmedim bu güne kadar. Söz aramızda Bozcaada'da üretim yapan fabrikaların da fermantasyonun durması gibi riskli koşullar oluşmadıkça fermantasyonlarını doğal mayalara emanet ettiklerini biliyorum.
![]() |
| Görünmüyorlar ama dostlarımla şarabımın keyfini çıkarıyorum |
Ben şaraplarımı kurdum. Sabırla bana eşşiz gelen lezzetlerini almalarını bekliyorum. Darısı bütün şarapseverlerin başına..








