3 of 3
3
işte "paradokslarınızın" cevapları...
01-10-2005 23:19   [ Yok say ]   [ # 31 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

EVRİMCİLERİN TEORİYİ İDEOLOJİK OLARAK SAVUNDUKLARINA DAİR İTİRAFLARI
Chandra Wickramasinghe:

Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu… Ama şu anda, Allah’a inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil.1

Prof. Fred Hoyle (Cambridge Üniversitesi’nden İngiliz matematikçi ve astronom):

“Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmeyişin) nedeni, bilimsel değil, psikolojikti"2

François Jacob:

“Bütün bu tartışmalar ciddi soruları gündeme getirmektedirler ve başlıca şu soruları: Biyologların ideolojik ön yargıdan gerçekten bağımsız bir evrim kuramı geliştirmeleri mümkün müdür?“3

Dr. Michael Walker (Antropolog, Sidney Üniversitesi):

“Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız.“4

Robert Shapiro:

“Bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk etkin replikatöre (DNA veya RNA’ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye ihtiyaç vardır. Bu ilke “kimyasal evrim” ya da “maddenin kendini örgütlemesi” olarak adlandırılır, ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. Böyle bir prensibin varlığına, diyalektik materyalizme olan bağlılık uğruna inanılır.” 5

Hubert Yockey (Evrimci biyolog):

“Diyalektik materyalizmin mutlak ve kapsamlı doktrinlerine olan inanç, yaşamın kökeni senaryolarında çok önemli bir rol oynamaktadır. Diyalektik materyalizmin etkili olduğu hayatın kökeni ile ilgili senaryolardan biri de güneş sistemi içindeki “uygun bir başka gezegende” daha hayat olduğu iddiasıdır. Bu hiçbir delil olmamasına, hatta aksini kanıtlayan güçlü deliller bulunmasına rağmen inanılan bir senaryodur.“6

Paul R. Ehrlich ve Richard W. Holm:

“Modern evrim teorisini bu yapıların açıklamasında en iyi teori olarak görmektense tek teori olarak görmek giderek daha yaygın hale gelmektedir. Günümüzde bu teoriyi bir dogma olarak ölümsüzleştirmek gözlemlenen dünya hakkında daha doyurucu açıklamalar yapılmasını engelleyecektir” 7

Theodosius Dobzhansky:

“Deliller hiçbir zaman kimseyi tam anlamıyla tatmin etmedi; yine de gerçekler konusunda bilgili olan çok az insan anti-evrimcidir"8

Pierre Paul Grassé:

”(Evrimcilerin canlılığın açıklaması olarak öne sürdükleri)... tesadüf kavramı, ateizm görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir”
9

Prof. Cemal Yıldırım:

“Darwinizm doğal seleksiyon tezini yoklanması gereksiz, doğruluğu apaçık bir ilke saydığı ölçüde bilimsel bir kuram olmaktan uzaklaşmakta, ideolojik bir öğreti kimliği kazanmaktadır.“10

Geoffrey Clark (Arizona State Üniversitesi’nden antropolog):

”Önümüzdeki bir grup alternatif araştırma sonucundan bir tanesini, daha önceki varsayımlarımıza ve ön yargılarımıza göre seçiyoruz, bu hem politik hem de subjektif bir işlem… Paleoantropolojinin sadece şekli bilimseldir, içeriği değil.“11

Evrimci Greg Kirby (Biyoloji Öğretmenleri Birliği’nin toplantısında yaptığı bir konuşmadan):

“Eğer bütün hayatınızı kemik toplamak, kafatasının ve çenenin küçük parçalarını bulmak için harcıyorsanız, bu küçük parçaların önemini abartmak için çok güçlü bir istek duyarsınız.“12

1. Chandra Wickramasinghe, London Daily Express ile bir röportajından, 14 Ağustos 1981
2. Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, s.130
3. François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayınları, İstanbul 1996, s. 60
4. Dr. Michael Walker, Quadrant, Ekim1982, s.44
5. Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, Summit Books, New York, 1986. s. 207
6. Hubert Yockey, “Self-Organization Origin of Life Scenarios and Information Theory”, Journal of Theoretical Biology, cilt 91, 1981, s. 27-28
7. Paul R. Ehrlich ve Richard W. Holm, “Patterns and Populations”, Science, vol. 137 (August 31, 1962), s.656-7
8. Theodosius Dobzhansky, “Evolution at Work”, Science, Mayıs 9, 1958, s. 1092
9. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.107
10. Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s. 51
12. G. A. Clark, C. M. Willermet, Conceptual Issues in Modern Human Origins Research, New York, Aldine de Gruyter, 1997, s. 76
13. Paul S. Taylor, Origins Answer Book, 5. baskı, 1995, s. 35

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
02-10-2005 00:57   [ Yok say ]   [ # 32 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

ya sen hala korelmiş organ yok diyorsun git bir ortapedi uzmanına sor bizim kullanmadıgımız fazla omurgamız varmı diye git bir hayvan bilimciye sor yada kitap oku hic bişery yapamıyorsan tanrının sana verdigini iddia ettigin beyinle gozlemlerde bulun. ve canlıların yok olmus ve sen hala evrim yok diyorsun ve vuxudumuzda onlarca kullanılmayan sinir ve damarlar var bunlara cevap verecek bilim adamı yok ve inan bana burada orn. verdigin bilim adamları ciddi anlamda birşey bilmiyor..

Hubert Yockey (Evrimci biyolog):

“Diyalektik materyalizmin mutlak ve kapsamlı doktrinlerine olan inanç, yaşamın kökeni senaryolarında çok önemli bir rol oynamaktadır. Diyalektik materyalizmin etkili olduğu hayatın kökeni ile ilgili senaryolardan biri de güneş sistemi içindeki “uygun bir başka gezegende” daha hayat olduğu iddiasıdır. Bu hiçbir delil olmamasına, hatta aksini kanıtlayan güçlü deliller bulunmasına rağmen inanılan bir senaryodur.“6

sana yukarıda acıkladım dunya gibi bir gezegenin uzayda olma ihtimali sonsuz bunu inkar kimse edemez ben kanıtlarım bu ihtimali ama kimse olmama ihtimalini kanıılayamaz ve yukarıdaki bir biyolog, ben bir biyologun boyle bir şey yazacagına inanmıyorum ve digerlerinin coguna…

ben bunların hepsini gectim suanda bana tanrı oldugunu kanıtlasana ve onceden oldugunu bunlar bilinemeyen seyler ve bunları kendi kafanızda yok tanrı var yok sunları yapmamızı istiyor yok kuranı gonderdi be kardeşim neye dayanarak inanıyorsun gerci cevaplama umurumda degil biz insanların sizin gibi geri kalmıs bir dusunce tarzına sahip olmamanız icin ugrasıyoruz ama hala yobazlık yapan yine siz sen inan ve cennete git .

Gönderen:onur

Profil
 
 
02-10-2005 20:13   [ Yok say ]   [ # 33 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

  evrimci biyologun deyip demedigine inanmaman söz konusu bile olamaz kaynaklı bir şekilde sundum bunu…bizzat kendi kitabından…bu bir…

ikincisi uzay denilen bu boşluk da içinde hayat olan bir başka gezegenin daha olması neyi degiştirirki? yada ne anlama gelir? Kuran a benim inancıma ters bir şeymi bu? Kuran da binlerce alemden bahseder ve peygamberimizin de alemlere rahmet olarak gönderildigine dikkat çekilir…

konuya bu kadar takmış vaziyettesin..biyolog bir bilim adamının yoktur demesini çok normal karşılamamız gerekir..bence öncelikle bilimin ne oldugunu nasıl işledigine bak..o biyologu anlarsın..çünkü o demiyorki başka bir hayat olan gezegen olamaz diye..onun dedigi bir bilim adamına yakışan bir cümledir…der ki olduguna dair hiç bir delil yok…yani yapılan araştırmalar sınırlı da olsa sadece onlara güvenmek zorundadır bilim adamı...gidip bir gezegen de agaçlar sular görürse ancak o zaman hayat der..benim bildigim bilim bu şekilde işler var sayımlarla hareket etmez…

üçüncüsü nasıl kanıtlayacaksın ki içinde hayat olan bir gezegenin oldugunu? senin bu konuda yapabilecegin en büyük iş sonsuz kabul edilen uzayın içinde bir başka hayat içeren gezegen olma ihtimalinin ne kadar büyük oldugudur…yoksa asla var diye ispat edemezsin…dedgim gibi sadece olma ihtimalinin çok yüksek oldugunu sunarsın..daha fazlasını degil…yaparım diyorsan buyur…

dördüncüsü sende bana kaynak lı bir şekilde körelmiş organ oldugunu söyleyen bilim adamlarını yaz…yada ortapedi uzmanlarının görüşlerini..ben dikkate alırım benim için bilim dinim kadar önemli…bilim adamlarının görüşleri de öyle..

beşincisi canlıların inin yok oldugunu söylüyorsun..şimdi sana bu konuda sorularım var madem tartışıyoruz birbirimizi anlama adına sorular da soracagız elbette..bugün canlıların inin yok oldu derken neyi kastettin tam olarak?farklı canlı türlerinin yok oldugumu? her iki ihtimallede bunu neye göre söylüyorsun? bizzat saymadın heralde:p kaynak rica edecegim…ve son olarak bu konuyla ilgili bir sorum daha olacak,peki bunun nasıl evrime kanıt oldugunu da açıklarmısın? canlı türlerinin yok olmasını bir başka canlıya dönüştükleri üzerinemi yorumluyorsun?

altıncısı evrim teorisini çürüten bir sorum olacak,
göz ve kanat öyle kompleks organlardır ki ikiside büsbütün tamamlanmadıgında işleyemez…peki nasıl oluyor da ilk canlılar ara geçiş sürecinde uçuyor veya görüyor? okurken sıkılmayacagını bilsem evrimcilerin bu konuda teorinin cevapsız kaldıgıyla ilgili itiraflarını da yazardım..

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
02-10-2005 20:17   [ Yok say ]   [ # 34 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

KÖRELMİŞ ORGAN OLDUGU İDDİASINA DAİR:

Alman anatomist R. Wiedersheim tarafından 1895 yılında ortaya atılan “körelmiş insan organları” listesi, appendiks, kuyruk sokumu kemiği gibi yaklaşık 100 organı içeriyordu. (Appendiks toplumda ‘apandisit’ olarak bilinen organdır. Yanlış kullanım sonucu dilimizde bu organı tanımlamak için kullanılan ‘apandisit’ gerçekte bu organın enfeksiyona uğramasına verilen addır.) Ancak bilim ilerledikçe, Wiedersheim’ın listesindeki organların hepsinin vücutta çok önemli işlevlere sahip oldukları ortaya çıktı. Örneğin “körelmiş organ” sayılan appendiksin, gerçekte vücuda giren mikroplara karşı mücadele eden lenf sisteminin bir parçası olduğu belirlendi. Bu gerçek, 1997 tarihli bir tıp kaynağında şöyle belirtilir:

“Vücuttaki timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler.“1

Aynı “körelmiş organlar” listesinde yer alan bademciklerin de boğazı, özellikle erişkin yaşlara kadar, enfeksiyonlara karşı korumada önemli rol oynadığı keşfedildi. Omuriliğin sonunu oluşturan kuyruk sokumunun ise, leğen kemiğinin çevresindeki kemiklere destek sağladığı, bu nedenle, kuyruk sokumu kemiği olmadan rahatça oturabilmenin mümkün olmadığı anlaşıldı. Ayrıca bu kemiğin pelvis bölgesindeki organların ve buradaki çeşitli kasların da tutunma noktası olduğu belirlendi.


İlerleyen yıllarda yine “körelmiş organlar"dan sayılan timüs bezinin T hücrelerini harekete geçirerek vücudun savunma sistemini aktif hale getirdiği; pineal bezin, lüteinik hormonu baskılayan melatonin gibi önemli hormonların üretilmesinden sorumlu olduğu keşfedildi. Tiroid bezinin bebeklerde ve çocuklarda dengeli bir vücut gelişimini sağladığı ve metabolizma ve vücut aktivitesinin düzenlenmesinde rol oynadığı saptandı. Pitüiter bezin de tiroid, böbrek üstü, üreme bezleri gibi birçok hormon bezinin doğru çalışmasını ve iskelet gelişimini kontrol ettiği ortaya çıktı.

Darwin tarafından “körelmiş organ” olarak nitelendirilen gözdeki yarım ay şeklindeki çıkıntının ise gözün temizlenmesi ve nemlendirilmesi işine yaradığı anlaşıldı


Tüm bunların yanı sıra kullanılmayan bir organın zamanla körelerek yok olduğu gibi bir iddia kendi içinde mantıksal bir çelişki taşımaktadır. Bu çelişkiyi farkeden Darwin, “Türlerin Kökeni"nde şöyle bir itirafta bulunmuştur:

“Bununla birlikte, arta kalan bir güçlük var. Bir organ artık kullanılmadığı için çok küçüldükten sonra, kendisinden ancak belli belirsiz bir iz kalıncaya dek nasıl küçülebiliyor; ve sonunda nasıl tümüyle ortadan kalkabiliyor. Bir organ bir kez görevsiz kaldıktan sonra, kullanılmamanın onu daha da etkileyebilmesi pek de olanaklı değildir. Burada benim veremeyeceğim ek bir açıklama gereklidir”


Kısacası evrimciler tarafından ortaya atılan körelmiş organlar senaryosu hem kendi içinde mantık hataları içermektedir, hem de bilimsel olarak yanlıştır. CANLILARDA, sözde atalarından miras kalmış olan hiçbir körelmiş organ yoktur.

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
02-10-2005 20:48   [ Yok say ]   [ # 35 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

EVRİM TEORİSİ FOSİL KAYIT LARIYLA ÇÜRÜMÜŞTÜR…

(belirteyim ki bir çok siteden faydalanarak mesajlarımı yazıyorum,kesinlikle alıntı denmesini istemiyorum..çünkü bir fikir yazısı degil yazdıklarım..yazdıklarım tamamen bilimsel verilerdir..alıntı olmak zorundadır..katnaklı bir şekilde okursun)


İnsanın yeryüzündeki varoluş zamanıyla ilgili sorunun cevabını bulmak için fosil kayıtlarına başvurmak gerekir. Fosil kayıtları insanla ilgili bulguların milyonlarca yıl öncesine uzandığını göstermektedir. Bu bulgular iskelet ve kafatası parçaları ve çeşitli dönemlerde yaşamış insanlara ait kalıntılardan oluşmaktadır. İnsana ait kalıntıların en eskisi, ünlü fosil bilimci Mary Leakey tarafından 1977 yılında Tanzanya’nın Laetoli bölgesinde bulunmuş “ayak izleri” dir.

Bu kalıntılar bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. Yapılan çalışmalar bu ayak izlerinin, 3.6 milyon yıllık bir tabakada yer aldığını gösteriyordu. İzleri inceleyen Russell Tuttle şunları yazmıştı:

Bu izler, çıplak ayaklı bir Homo sapiens (insan) tarafından bırakılmış olmalıdır. Yapılan tüm morfolojik incelemeler, bu izleri bırakan canlının ayağının, modern insanlarınkilerden farklı olmadığını göstermektedir.1

Yapılan araştırmalarla, ayak izlerinin sahipleri de tanımlanabildi. 10 yaşında modern bir insanın 20 tane ve daha küçük bir insanın 27 tane fosilleşmiş ayak izi mevcuttu. Mary Leakey’in bulduğu izleri inceleyen Don Johanson ve Tim White gibi ünlü paleoantropologlar da bu sonucu teyidettiler. White bu fikrini şu sözlerle açıklıyordu:

Hiç kuşkunuz olmasın… Bunlar günümüz insanının ayak izlerinden tamamen farksız. Eğer bu izler bugün bir California plajında olsalardı ve bir çocuğa bunların ne olduğu sorulsaydı, hiç tereddüt etmeden burada bir insanın yürüdüğünü söylerdi. Bunları, kumsalda yer alan diğer yüzlerce insan ayak izinden ayırt edemezdi. Dahası siz de ayırt edemezdiniz.2

Söz konusu ayak izleri evrimci bilim adamları arasında önemli bir tartışmayı başlattı. Çünkü bu izlerin bir insana ait olduğunu kabul etmeleri, maymundan insana doğru çizdikleri hayali sıralamalarının artık savunulamaz hale gelmesi anlamına gelecekti. Ancak bu noktada dogmatik evrimci mantık bir kez daha kendini gösterdi. Evrimci bilim adamlarının birçoğu bir kere daha ön yargıları uğruna bilimden vazgeçtiler. Laetoli’de bulunan izlerin maymunumsu bir canlıya ait olması gerektiğini iddia ettiler. Bu iddiayı savunmaya çalışan evrimcilerden biri olan Russell Tuttle şunları yazıyordu:

Sonuçta, Laetoli bölgesindeki 3.6 milyon yıllık ayak izleri bugünkü günümüz insan ayak izlerine çok benzemektedir. Bulgu, bu izleri bırakan canlıların bizden daha kötü ya da farklı yürüyen bir canlı olduğunu göstermemektedir. Eğer bu izler bu kadar eski olmasalardı, bunların da bizim gibi bir homo (insan) tarafından bırakıldıklarını hiç tartışmasız kabul edebilirdik… Ama yaş sorunu nedeniyle, bu izlerin Lucy fosili ile aynı türe, yani Australopithecus Afarensis (Evrimcilerin yarı insan-yarı maymun olarak göstermeye çalıştıkları, gerçekte soyu tükenmiş bir maymun türü) türüne ait bir canlı tarafından bırakıldığı varsayımını kabul etmek durumundayız.3

İnsanla ilgili en eski kalıntılardan biri de Louis Leakey tarafından 1970’lerin başında Olduvai George bölgesinde bulunan taş bir kulübenin kalıntılarıdır. Kulübenin kalıntıları 1.7 milyon yıllık bir katmanda bulunmaktaydı. Afrika’nın bazı bölgelerinde benzerleri bugün de kullanılan bu tarz yapıların sadece Homo sapiens, yani günümüz insanı tarafından yapılmış olabileceği bilinmektedir. Kalıntının önemi, insanın, evrimciler tarafından atası olarak gösterilen sözde maymunumsularla aynı tarihte yaşadığını ortaya koymasıdır.

Etiyopya’nın Hadar bölgesinde bulunan 2.3 milyon yıllık modern insan çenesi de yine modern insanın yeryüzünde evrimcilerin öngördüğü tarihten çok daha önce var olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.4

İnsanla ilgili bulunan en eski ve en eksiksiz fosillerden biri de KNM-WT 15000 veya diğer adıyla “Turkana Çocuğu” iskeletidir. 1.6 milyon yıllık bu fosili evrimci Donald Johanson şöyle tarif eder:

Uzun ve zayıftı. Vücut şekli ve uzuvlarının oranları bugünkü Ekvator Afrikalıları‘nınkiyle aynıydı. Uzuvlarının ölçüleri, bugün yetişkin beyaz Kuzey Amerikalılarla tamamen uyuşuyordu.5

Yapılan araştırmalar fosilin 12 yaşında bir çocuğa ait olduğunu ve büyüyebilmiş olsaydı 1.83 m. boyuna ulaşabileceğini göstermiştir. ABD’li paleoantropolog Alan Parker “sıradan bir patoloğun bu çocuğun iskeletiyle, günümüz insanına ait bir iskeleti birbirinden ayırmasının çok güç olduğunu” söyler.6

İnsanla ilgili bulunan kalıntılardan en çok yankı getirenlerden biri de 1995 yılında İspanya’da bulunan bir fosildi. İspanya’nın Atapuerca bölgesindeki Gran Dolina mağarasında yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılan 800 bin yıllık fosil 11 yaşında bir insana aitti ve onu bulan araştırmacıları şaşırtmıştı. Madrid Üniversitesi’nden üç İspanyol paleoantropologdan oluşan araştırma ekibinin başı Arsuaga Ferreras şunları söylüyordu:

Büyük, geniş, şişkin, yani anlayacağınız ilkel bir şeyle karşılaşmayı umuyorduk. 800.000 yıl yaşındaki bir çocuktan beklentimiz, Turkana Çocuğu gibi bir şey olmasıydı. Ama bizim bulduğumuz bütünüyle modern bir yüzdü… Bunlar sizi sarsan türden şeyler: Fosil bulmak değil, tamam fosil bulmak da beklenmedik ve güzel bir olay. Fakat en etkileyici olanı bugüne ait olduğunu düşündüğünüz bir şeyi geçmişte bulmanız. Bu bir anlamda, Gran Dolina’da kasetçalar bulmak gibi bir şey. Böyle bir şey çok şaşırtıcı olurdu elbette. Alt Pleistosen tabakalarında teypler, kasetler bulmayı beklemiyoruz, ancak 800 bin yıllık “modern” bir yüz bulmak da bunun gibi bir şey. Onu gördüğümüzde çok şaşırmıştık.7

Görüldüğü gibi fosil bulguları, “insanın evrimi” iddiasını yalanlamaktadır. Bu iddia bazı medya kuruluşları tarafından topluma sanki ispatlanmış bir gerçek gibi sunulur, oysa ortada sadece hayali teoriler vardır. Nitekim evrimci bilim adamları da bu gerçeği kabul etmekte ve “insanın evrimi” iddiasının bilimsel delillerden yoksun olduğunu itiraf etmektedirler.

Örneğin evrimci paleontologlar Villie, Solomon ve Davis, “biz insanlar fosil kayıtlarında aniden beliriyoruz” diyerek, insanın yeryüzünde aniden, yani hiçbir evrimsel atası olmadan ortaya çıktığını kabul etmektedirler.8

Collard ve Wood ise 2000 yılında kaleme aldıkları bir makalede “insan evrimi hakkındaki mevcut filogenetik (evrimsel) hipotezler hiç güvenilir değil” demek zorunda kalmışlardır.9

Görüldüğü gibi eldeki bulguların sayısının artması, evrim teorisi lehinde değil aleyhinde sonuçlar ortaya koymaktadır. Oysa eğer geçmişte bir evrim süreci yaşanmış olsaydı, bunun çok fazla kanıtı olmalı ve elde edilen her bulgu teoriyi biraz daha güçlendirmeliydi. Nitekim Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında bilimin bu yönde gelişeceğini iddia etmişti. Ona göre teorisinin fosil kayıtları açısından tek sorunu, yeterince fosil bulgusu olmamasıydı. Yapılacak araştırmalarda teorisini ispatlayacak sayısız fosil çıkacağını ümid ediyordu. Oysa bilimsel bulgular, Darwin’in bu hayalini tamamen boşa çıkardı.

1. I. Anderson, New Scientist, cilt 98, 1983, s. 373.
2 . D. Johanson & M. A. Edey, Lucy: The Beginnings of Humankind, New York: Simon & Schuster, 1981, s. 250 10 R.
3H. Tuttle, Natural History, Mart 1990, s. 61-64
4. D. Johanson, Blake Edgar, From Lucy to Language, s.169
5 .D. Johanson, Blake Edgar, From Lucy to Language, s.173
6 .Boyce Rensberger, The Washington Post, 19 Kasım 1984 “Is This The Face of Our Past”, Discover, Aralık 1997, s. 97-100
7.Villee, Solomon and Davis, Biology, Saunders College Publishing,1985, s. 1053
8.“Hominoid Evolution and Climatic Change in Europe” Volume 2 Edited by Louis de Bonis, George D. Koufos, Peter Andrews, Cambridge University Press 2001 Bölüm 6
9.Daniel E. Lieberman, “Another face in our family tree”, Nature, 22 Mart 2001

Gönderen:blawknox

 

Profil
 
 
02-10-2005 21:11   [ Yok say ]   [ # 36 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

DİNAZORLARIN KUŞLARA DÖNÜŞTÜĞÜ İDDİASI NEDEN BİLİM DIŞI
BİR MASALDIR?


Evrim teorisi canlıların ortaya çıkışını ve çeşitlenmelerini açıklamaya çalışırken ön yargılı yorumlara, saptırmalara başvurur. Kuşlar gibi canlılar söz konusu olduğunda ise bilim artık tamamıyla rafa kaldırılır ve yerini evrimcilerin masalsı anlatımına bırakır. Bunun nedeni, evrimcilerin kuşların atası olduğunu iddia ettikleri canlılardır. Evrim teorisi kuşların atasının sürüngenler içinde yer alan bir grup olan dinozorlar olduğunu iddia etmektedir. İşte böyle bir iddia cevaplandırılması gereken iki soruyu beraberinde getirir. Birincisi dinozorların nasıl olup da kuşlara dönüştükleridir. İkinci soru ise böyle bir dönüşümü gösteren fosil kayıtlarının mevcut olup olmadığıdır?

Dinozorların nasıl kuş olduğu konusunda uzun zaman tartışan evrimciler, sonuç olarak iki teori üretebilmişlerdir. Bunlardan birincisi “Cursorial” teoridir. Bu teori dinozorların yerden havalanarak kuşlara dönüştüğünü iddia eder. İkinci teorinin sahipleri Cursorial teoriye itiraz eder ve dinozorların yerden havalanarak kuşlara dönüşmüş olamayacaklarını söylerler. Peki o zaman “nasıl olup da dinozor havalandı?” sorusuna farklı bir yorum getirirler. Ağaç dallarında yaşayan ve diğer dallara atlayan dinozorların çabalarken kuşlara dönüştüğünü iddia ederler. Bu teorinin adı ise “Arboreal” teoridir. Dinozorların nasıl havalanmış olabileceğinin cevabı da hazırdır: “Sinekleri avlamaya çalışırken!”

Ancak sinek gibi bir böceği yakalamak için dinozor gibi bir hayvanın vücudunda kanatlarla beraber bir uçuş sistemi oluştuğunu iddia eden insanların önce şu soruya cevap vermeleri gerekir: Sineklerin günümüzün ileri teknoloji ile üretilmiş helikopterlerine örnek teşkil eden ve onlardan çok daha fonksiyonel olan uçuş sistemleri nasıl meydana gelmiştir? Bu konuda evrimcilerin hiçbir cevap veremediklerine şahit olursunuz. Küçücük bir sineğin uçuş sistemini açıklayamayan bir teorinin, dinozorların kuşa dönüştüğünü iddia etmesi kuşkusuz son derece akılsızca bir davranıştır.

‘Dinozorların sinek avlamaya çalışırken kanatlanıp kuş oldukları’ bir komedi hikayesi değil, evrimcilerin son derece bilimsel olduğu iddiasıyla öne sürdükleri bir teoridir. Yalnızca bu örnek dahi evrimcilerin ne derece ciddiye alınmaları gerektiğini göstermek için yeterli bir delildir.

ARCHÆOPTERYX YANILGISI

“Dinozorlarla kuşlar arasında geçiş formu” olduğu öne sürülen Archæopteryx, bundan yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamıştır. Teoriye göre küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmış ve uçmaya başlamışlardır. Archæopteryx, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdür.

Oysa Archæopteryx’in fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu anlatımın bilimsel bir temeli olmadığını göstermektedir. Bu canlı bir ara geçiş formu değil, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türüdür.

Archæopteryx’in iyi uçamayan bir “yarı-kuş” olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci kaynaklarda sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının “sternum"unun, yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)

Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili bu iddianın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılıyordu:

Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.1

Bu bulgu, Archæopteryx’in tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.

Öte yandan, Archæopteryx’in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx’in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar’ın belirttiği gibi, “Tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu”.2

Archæopteryx’in tüylerinin ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryx’in tüylü olması, dinozorların aksine sıcakkanlı bir canlı olduğunu, yani vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu.


ARCHÆOPTERYX’İN ANATOMİSİ VE EVRİMCİLERİN HATASI

Evrimci biyologların, Archæopteryx’i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir.

Archæopteryx’in kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus hoatzin’de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx’in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir.

Archæopteryx’in ağzındaki dişler de yine bu canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu öne sürerek insanları yanıltmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemli olan nokta, dişli kuşların Archæopteryx’le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz.

İşin en önemli yanı ise, Archæopteryx’in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları olan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptıkları ölçümlere göre, Archæopteryx’in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen Theropod dinozorlarının dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri de dardır.3 Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx ile onun sözde ataları olan Theropod dinozorların bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada hiçbir benzerlik olmadığını ortaya koymuşlardır.4

Archæopteryx’in dinozorlardan evrimleştiğini iddia eden ve bu konudaki önde gelen otoritelerden John Ostrom’un, bu canlı ile dinozorlar arasında var olduğunu öne sürdüğü bazı “benzerlik"lerin ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano, Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.5

Tüm bunlar, Archæopteryx’in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı Theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son derece tutarsızdır. Amerikalı biyolog, Richard L. Deem Demise of the ‘Birds are Dinosaurs’ Theory (“Kuşlar Dinozordur” Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası ve Archæopteryx hakkında şunları yazmaktadır:

Son çalışmaların sonuçları göstermektedir ki, Theropod dinozorların elleri (önkol kemiklerindeki) birinci, ikinci ve üçüncü hanelerden türemiştir. Ama kuşların kanatları, ikinci, üçüncü ve dördüncü hanelerden türer… ’ Kuşlar dinozordur’ teorisiyle ilgili başka problemler de vardır. Theropodların ön ayakları Archæopteryx’e kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da düşünüldüğünde, bir tür “ön-kanat” (proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir. Theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur ve Archæopteryx’te hiçbir benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün Theropodlarda V1 sinirleri diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, Theropodların çok büyük kısmının Archæopteryx’ten daha sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.“6

Kısacası Archæopteryx’in birtakım özgün özellikleri, bu canlının bir “ara form” olduğunu göstermemektedir. Nitekim bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından Harvard Üniversitesi paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx’in farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir “mozaik” canlı olduğunu, ama bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.7


ARCHÆOPTERYX EFSANEİNİN SONU: LONQISQUAMA

Evrimcilerin Archaeopteryx hakkındaki iddialarını çürüten en somut kanıt ise, 2000 yılında bilim dünyasının gündemine gelen Longisquama insignis adlı bir başka fosil kuş oldu. Bu fosil 1970’lerde Kırgızistan’da bir böcek bilimci tarafından bulunmuş, fakat uzun yıllar bir müze köşesinde dikkat çekmeden kalmıştı. 2000 yılında ise fosili inceleyen Batılı uzmanlar bunun bilinen en eski kuş olduğunu fark ederek bu önemli bulguyu dünyaya duyurdular

Longisquama’nın anatomik özellikleri, modern (günümüzdeki) kuşlardan farksızdır. Tüyleri, içi boş kemikleri ve lades kemiği vardır. Oregon State University paleontoloğu Terry Jones, “İskelet (yaşayan) kuşlara çok benziyor… Bir kuş kafasına, omuzlarına ve lades kemiğine sahip. Lades kemiğini Archaeopteryx’inkinden ayırmak mümkün değil” diye yazmaktadır.8

Konunun en önemli yönü, Longisquama’nın 220 milyon yıl yaşında olmasıdır. Bu, Longisquama’nın Archaeopteryx’ten yaklaşık 70 milyon yıl daha eski olduğunu göstermektedir. Elbette ki bu durum, Archaeopteryx’in “tüm kuşların ilkel atası” ve “sürüngenler ile kuşlar arasındaki kayıp ara form” olduğu yönündeki evrimci iddiaları çürütmektedir.

Science ve Nature isimli ünlü bilim dergileri ve dünyaca tanınmış BBC televizyonu tarafından kabul edilen bu gelişme evrim teorisi lehindeki yaklaşımıyla tanınan Milliyet gazetesinde ise şöyle ifade edilmiştir:

“Orta Asya’da bulunan ve günümüzden 220 milyon yıl önce yaşadığı anlaşılan söz konusu fosilin tüm vücudunun tüylerle kaplı olduğu, kuşların atası olduğu iddia edilen Archaeptoryx’de ve günümüz kuşlarında olduğu gibi bir lades kemiğine sahip olduğu ve tüylerinde ise içi boş sapların bulunduğu tespit edildi. Bu ise, ARCHÆOPTERYX’İN KUŞLARIN ATASI OLDUĞU İDDİALARINI GEÇERSİZLEŞTİRİYOR… Çünkü bulunan fosil Archaeopteryx’ten 75 milyon yıl daha yaşlı; yani kuşların atası olduğu iddia edilen canlıdan 75 milyon yıl önce de tüm özellikleriyle tam bir kuş yaşıyordu.“9

Longisquama’nın bulunmasıyla birlikte, sadece Archaeopteryx efsanesi değil, aynı zamanda “kuşların evrimi” hakkındaki tüm evrimci varsayımlar da sarsılmış durumdadır. Fosili inceleyen paleontologlardan biri olan Jones, “Bu fosil, insanların kuşların dinozorlardan evrimleştiği fikrini sorgulaması için son derece yeterlidir” demektedir.10

EVRİMCİLERDEN SAHTE DİNO-KUŞ FOSİLLERİ

Evrimciler Archaeopteryx hakkındaki iddialarının da çürümesi üzerine, kuşların kökeni konusunda tamamen çıkmaza girmiş durumdadırlar. Bu sebeple, bazı evrimciler klasik yöntemlerine başvurmak durumunda kalmışlardır: Sahtekarlık. 1990’lı yıllarda dünya kamuoyuna birkaç kez “yarı dinozor, yarı kuş fosil bulundu” mesajları verilmiş, evrimci medya kuruluşları bu sözde “dino-kuş“ların çizimlerini yayınlamış, bu yolla uluslararası bir yalan kampanyası yürütülmüştür.

Kampanyanın çarpıtma ve sahtekarlığa dayandığı ise bir bir ortaya çıkmıştır.

Bu kampanyanın ilk kahramanı, 1996’da Çin’de bulunan ve Sinosauropteryx adı verilen bir dinozordu. Fosil, tüm dünyaya “tüylü dinozor” olarak tanıtılmış ve pek çok gazetede haber yapılmıştı. Ancak ilerleyen aylarda Sinosauropteryx üzerinde yapılan detaylı analizler, evrimci araştırmacıların heyecanla “kuş tüyü” olarak tanıttıkları yapıların tüylerle ilgisi bulunmadığını gösterdi. Science dergisinde yayınlanan Plucking the Feathered Dinosaur” (Tüylü Dinozorun Tüylerini Yolmak) başlıklı bir makalede, evrimci paleontologlar tarafından “tüy” olarak algılanan yapıların gerçekte tüylerle ilgisiz olduğu şöyle belirtiliyordu:

“Bir yıl kadar önce, paleontologlar “tüylü dizonor"a ait fotoğrafların ortaya çıkmasıyla heyecan yaşamışlardı. Çin’in Yixian bölgesinde bulunan Sinosauropteryx adlı fosil, New York Times’ın ön sayfasında yayınlanmış ve kuşların kökeninin dinozorlar olduğuna dair etkili bir delil olarak sunulmuştu. Ama geçtiğimiz ay Chicago’daki omurgalılar paleontolojisi toplantısında verilen hüküm daha farklı oldu: Fosil örneklerini inceleyen yarım düzine Batılı paleontolog, bu yapıların modern tüyler olmadığını söylediler… Kansas Üniversitesi paleontoloğu Larry Martin, bu yapıların yıpranmış kollagan fiberleri olduğunu ve kuşlarla hiçbir ilişkisi olmadığını belirtti.“11

Bir diğer “dino-kuş” furyası ise 1999 yılında başlatıldı. Yine Çin’de bulunan bir fosil gündeme getirildi ve tüm dünyaya “evrime büyük delil” olarak sunuldu. Kampanyanın kaynağı olan National Geographic dergisi, bulunan fosilden ilhamla “tüylü dinozor” resimleri çizip yayınladı ve bunlar Türkiye dahil pek çok ülkede gazetelere manşet oldu. Sabah ve Hürriyet gibi gazeteler, “Kanatlı Dinozor Bulundu” ve “Uçan Dinozor Bulundu” başlıklı haberler yayınladılar.

Ancak 2 yıl sonra çok çarpıcı bir gerçek ortaya çıktı.29 Mart 2001 tarihli bazı günlük gazetelerde evrim teorisi adına önemli bir itiraf yer alıyordu. 1999’da ortaya atılan “dino-kuş fosili"nin gerçekte bir sahtekarlık olduğu, bir sürüngen omurgasına kuş iskeleti parçalarının yapıştırılmasıyla üretildiği ortaya çıkmıştı. Örneğin Hürriyet gazetesinin “DİNO-KUŞ PALAVRA ÇIKTI” başlıklı haberinde şöyle yazıyordu:

“National Geographic dergisinin Kasım 1999’da kuş ile dinozor arasındaki eksik halka olduğunu duyurduğu, hakkında bilimsel makaleler yazılan hayvanın sahte olduğu anlaşıldı. ‘Archaeoraptor liaoningensis’ adı verilen hindi büyüklüğündeki dino-kuşun iskeletinin başka hayvanlara ait kemiklerden biraraya getirildiği ortaya çıktı.

Evrim teorisinde önemli bir eksikliği aydınlattığı varsayılan dino-kuşun 125 milyon yıl öncesine ait olduğu, Çin’in Liaoning eyaletinde bulunduğu öne sürülüyordu. Tüylü vücudu bir kuşa benziyor, ancak uzun, kemikli kuyruğu et tüketen dinozorları çağrıştırıyordu. İngiliz haftalık bilim dergisi Nature’un bugünkü sayısında yayınlanan bir inceleme dino-kuşun palavra olduğunu gözler önüne serdi. Aralarında üç paleontoloğun da bulunduğu bir grup araştırmacı bilgisayar tomografisinin yardımıyla sahtekarlığı kanıtladılar. Dino-kuş aslında Çinli kaçakçıların eseriydi… Kaçakçılar yapışkan ve harçlar kullanarak 88 kemik ve taştan dino-kuş yaratmıştı. Archaeoraptor’un ön kısmı tek bir kuşa ait fosildi, ancak dinozorun kuyruğuyla birlikte beden kısmında dört ayrı türden kemikler vardı. Dino-kuşun bilgisayarda taranması kuş iskeletinin daha önce bilinmeyen türlere ait olduğuna, dino kısmının ise küçük dinozorların yeni türüne işaret etti.“12 (Cümle düşüklüğü, Hürriyet’e aittir)

Peki nasıl olmuştu da National Geographic dergisi bu kadar büyük bir bilim sahtekarlığını tüm dünyaya “evrimin büyük kanıtı” olarak göstermişti? Bu sorunun cevabı, söz konusu derginin evrim fanatizminde gizliydi. National Geographic, Darwinizm’e körü körüne bağlandığı ve teori lehinde gibi gördüğü her propaganda malzemesini bilimsel bir kaygı duymadan kullandığı için ikinci bir “Piltdown skandalı“na imza atmıştı.

Evrimci bilim adamları dahi National Geographic’in fanatizmini kabul ediyordu. ABD’deki ünlü Smitsonian Enstitüsü‘nün kuşlarla ilgili bölüm başkanı olan Dr. Storrs L. Olson, bu fosilin sahte olduğuna dair daha önceden National Geographic’i uyardığını, ancak dergi yönetiminin bunu tamamen gözardı ettiğini açıkladı.13 Olson, USA Today gazetesine yaptığı açıklamada ise, “Problem şu ki, fosilin sahte olduğu belli bir aşamada National Geographic tarafından da anlaşılmıştı, ama bu bilgi açıklanmadı” diyordu.14 Yani National Geographic, tüm dünyaya büyük evrim delili olarak gösterdiği fosilin sahte olduğunu anlamasına rağmen, aldatmacayı sürdürmüştü.

National Geographic dergisinin sergilediği bu tavrın, evrim teorisi adına düzenlenen ilk sahtekarlık olmadığını da belirtmek gerekir. Ortaya atılmasından bu yana, teoriyi desteklemek için pek çok sahtekarlık yapılmıştır. Alman biyolog Ernst Haeckel, Darwin’i destelemek için sahte embriyo çizimleri yapmıştır. İngiliz evrimciler, insan kafatasına orangutan çenesi monte edip, bunu British Museum’da 40 yılı aşkın bir süre “Piltdown Adamı-Evrimin En Büyük Kanıtı” diye sergilemişlerdir. Amerikalı evrimciler, tek bir domuz dişini “Nebraska Adamı” diye lanse etmişlerdir. Dünyanın dört bir yanında, “rekonstrüksiyon” adı verilen sahte çizimlerle, gerçekte hiçbir zaman yaşamamış olan “ilkel yaratıklar” veya “maymun adam"lar tasvir edilmiştir.

Kısacası evrimciler daha önce Piltdown adamı sahtekarlığında denedikleri bir yöntemi bir kez daha kullanmışlardı: Bulamadıkları ara geçiş formunu kendileri üretmişlerdi. Bu olay, evrim teorisi lehinde yapılan uluslararası propagandanın ne kadar yanıltıcı olduğunun ve evrimcilerin teoriye bağlılık uğruna her türlü sahtekarlığı yapabileceklerinin bir kanıtı olarak tarihe geçmiş oldu.

1 Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401
2 Carl O. Dunbar, Historical Geology, New York: John Wiley and Sons, 1961, s. 310
3 L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86
4 L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin “Origins of Higher Groups of Tetrapods”, Ithaca, New York: Comstock Publising Association, 1991, s. 485, 540
5 S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 177, 1980, s. 595
6 Richard L. Deem “Demise of the ‘Birds are Dinosaurs’ Theory”, http://www.yfiles.com/dinobird2.html
7 S. J. Gould & N. Eldredge, Paleobiology, cilt 3, 1977, s. 147
8 Science, 23 Haziran 2000, cilt. 2149
9 “Kuşların Atası Kuş Çıktı”, Milliyet, 25 Haziran 2000
10 Science, 23 Haziran 2000, cilt. 2149
11 Ann Gibbons, “Plucking the Feathered Dinosaur”, Science, cilt 278, no 5341 Kasım 1997, s. 1229 – 1230
12 “Dino-Kuş Palavra Çıktı”, Hürriyet, 29 Mart 2001
13 Storrs L. Olson “OPEN LETTER TO: Dr. Peter Raven, Secretary, Committee for Research and Exploration, National Geographic Society Washington, DC 20036”, Smithsonian Institution, 1 Kasım 1999
14 Tim Friend, “Dinosaur-bird link smashed in fossil flap”, USA Today, 25 Ocak 2000

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
02-10-2005 21:23   [ Yok say ]   [ # 37 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

şimdi onur arkadaşım benim için yazdıklarının kime ait oldugunun şöyle önemi vardır,yazan profesor yada bilim adamı olur o zaman daha bi dikkate alır ve düşünürüm neden o cümleyi kurdugunu..aksi takdir de karşıma çıkan yazının içerigine ne yazdıgına bakarım kimin yazdıgına degil..şimdi yazdıklarıma hala alıntı dersen bu seni gerçekten de küçük düşürür..düşünsene ben sana evrim teorisi kendisini destekleyen hiç bir fosil bulamamıştır desem ve bunun da kendi cümlem oldugunu söylesem senin için bu dahamı etkili olur? öyleyse eger onu da derim..bak hatta diyeyim:“evrim teorisi kendisini destekleyen hiç bir fosil bulamamıştır ” (http://www.hayyam.com/sohbetmahzeni/read.php?f=2&i=1205&t=1205,blawknox)  bak kaynagı da burda :p   ama ben ne yapıyorum neden bu şekilde düşündügümü bu şekilde düşünmemi saglayan argümenları sana sunuyorum..sen se hala bilimden dem vurmakla birlikte bilim adamlarının bir bok bilmedigini söylüyorsun..evrim teorisiyle ilgili daha çoooook şey sunarım sen yeterki iste…bilimsel düşünmek ateistlerin sloganı olarak bilinir halbuki bu tamamen yanlıştır…yazışmalarımızı okuyan ön kabulsüz herkes bunu açıkça görecektir…sen bilime karşılık ideolojiyi seçmişsin…evrimci profesorler en azından bunun farkındalar itiraflarından okuyabilirsin…ama sen bunun farkında degilsin haberin olsun..biliyorum sende aksini benim için düşünüyosundur..inancım yüzünden evrim teorisini kabul etmedigimi düşünüyosun..bak bakalım inancım yüzünden mi etmiyorum yoksa bilim bu teoriyi desteklemedigi için mi?

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
05-10-2005 12:41   [ Yok say ]   [ # 38 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

nasıl fosil bulunmamıs dersin homosapiyensleri ve onun turlerini butun kitaplarda ve belgesel filmler kemik yapılarına gore şekillendirilmiş oldugunu zaten gorebiliyorsun bizim bile vuxudumuz korelmiş organlarla dolu kullanmadıgımız omurgalarımız var ve bunlar homosapiyenslerin doneminde kullanılıyordu aslında delil cok ama gun yuzune cıkamıyor nedenide acıkdeliller inanan kesimler tarafından ortadan kaldırılıyor -yok ediliyor.sana o kadar yazdım biz olusmus canlıların sadece yiz digerleri nerde bunlar hayatta kalamadı ve onlar bizi olusturdu. bilimsel bi gercek var sen serce parmagını kullanılmayacak bir şekilde bagla ve hic kullanma ve bunu eşin ve cocukların nesillerce tekrarlayın kullanmadıgın organın korelir ve bir sure sonra parmak kuculmeye devamında yok olmaya baslar.senin o prof. ler o caga gore yazmıslar ama artık evrimi gunumuzde kabul etmeyen bilim adamı kalmadı..

Gönderen:onur

Profil
 
 
05-10-2005 17:51   [ Yok say ]   [ # 39 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

  ya onur kusura bakma da sen çok kaçamak cevaplar veriyosun..fosil varsa yaz buraya kaynagıyla birlikte.sadece fosil bir sürü bulundu diyosun başka bir şey demiyosun..bense bir ton kaynak sundum olmadıgına dair…bir sürü dedigin fosillerden buraya da yazsana…kaynaklı bir şekilde tabiki..
  aksi takdir de bende günümüzde evrimi kabul eden bilim adamı yok derim…sen de evrimi kabul etmeyen yok dersin ancak boş boş konuşmuş oluruz..bir yere varamayız…bak bense kaçmadan konuştugum sözleri belgeliyorum resmen..fosil yok diyorum..ve bulunan en eski fosilin günümüzdeki insan dan farksız oldugunu kaynaklı bir şekilde sundum…  mesela deki insan da şu şu organ kullanılmıyor gereksiz..ve bunuda bilimsel bir kaynak göstererek sun…bak o zaman farklı bir bakış açısı kazandırmış olursun bana..ama bakıyorum bunu yapmıyorsun ve ben bunun aksi fikri üzerine yapıyorum ama sende bir bakış açısı farklılıgı göremiyorum…
  Britannica Ansiklopedisi:

Kaplumbağalar diğer omurgalılardan çok daha fazla ve iyi korunmuş fosiller bırakmalarına rağmen, bu canlılar ile kendisinden evrimleştikleri varsayılan diğer sürüngenler arasında hiçbir geçiş formu bulunmamaktadır


  bir de şu soruma cevap bekliyorum…göz ve kanat gibi son derece kompleks organlardır..işte bu gibi organlar bu günkü şeklindeki gibi tam degilken işlev gösteremezler…peki nasıl oluyor da ara geçiş sürecinde canlılar uçabiliyor veya görebiliyor?

  Engin Korur:
“Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır”
(Engin Korur, “Gözlerin ve Kanatların Sırrı”, Bilim ve Teknik, sayı 203)  bu da itiraflardan biri sadece…her neyse..cevap verebilirmisin bu soruma?yada bu soruya?

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-10-2005 06:35   [ Yok say ]   [ # 40 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

Saat gecenin 4.40 ve beim bu siteye nasıl girdiğim konusunda hiç bir fikrim bulunmamakta kader deyelim smile... Baştan okumaya başladım sonrada lavoboya gidip elimi yüzümü yıkamaya blawsknox tarafından fenalık geçirilme noktasına gelmiş bir kişi olarak yazayım bare dedim benim hikayem böyle sadede gelirsek… Blawsknox alıntı yaparak bişey ıspatladığını sanıyo sanırsam zannedersem galiba.. Ben neyim ilk önce onu açıklayayım deist.. Allah bukadar yüce bir varlıksa niye tapınmamızı istesin Allah mazoşist mi? ayrıca birazda sadist mi? Tolstoy un dediği gibi “bizi dünyaya getirmekle son derece kötü bir şaka mı yapmış birisi yoksa.. Din dediğiniz şey okadar saçma kalıyoki günümüzde sormayın aman aman.. Mit ler hep bilinmeyenle ilgilidir bilinen bilindikten sonra yeni bilinmezlikler doğar.. Bizim Mit imiz neyle sınırlanmış  tabiyki Bigbang peki o çözülünce ne olucak yeni bir din yeni bir heyecan.. Ayrıca dikkat etmek lazım şeytan amacına ulaşıp hali hazırda kendini insanlara allah,allah’ı da şeytan diye yutturduysa yaşayan milyarlarca insanın göte gelceği aşikardır.. Tanrı yavrum ben sana akıl fikir verdim sen ne yaptın böyle, canım benim geç şöyle sağdan devam et soldan ikinci kapı biraz sıcak ama idare edicen artık demesin sakın.. Bizim için cehennem özgürlüğün başkenti, şeytan isyanın lideri ama inanalar dikkat derim ben size bi dost tavsiyesi.. Ne kaybedicem ben inanıyımda varsa vardır cennete gideriz yoksa zaten yoktur der geçer gideriz demeyin bence bi düşünün.. Son olarak bilimsel örnekler verip bu işi aştığını düşünen arkadaşada bi çift laf edeyim bare bilim adamları bu konuda bir fikir birliğine varamamışken alıntı yaparak arkadaş fikirleri ıspatladığını sanıyo galiba vay be bunu daha önce biye düşünememişler tebrikler.. Nerdeyse bütün büyük düşünürler ve bilim adamları cehennemde fikri savunacak fazla insan kalmamış cevrede.. Sen hiç bozma alıntılara devam bendende bir alıntı sana tarihteki herhangi bir büyük düşünürün kitabını al tanrı ve dinin oralara uğramamış olduğunu görürsün.. Biz niye din kullanmıyoruz bi düşün bakalım inanmak en basiti ve güçsüzlerin işi biz isyanımızı yapar işimize bakarız..
Tanrı:Ben tanrıyım
Kul:Afferin sana

Gönderen:34198500

Profil
 
 
07-10-2005 19:25   [ Yok say ]   [ # 41 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

    fenalık geçirmen dogal tabiiki..birincisi gecenin 4.40 ın da okumuşsun(hayırdır sahura filanmı kalktın :p)ikincisi yazdıgım GERÇEKLER işine gelmiyo tabi bu da fenalık geçirmene sebep..ayrıca bir şey ispatladıgımı sanmıyorum,sözlerinden “alıntı“yaptıgım zatların bi şeyleri ispatladıgını biliyorum..ve yine sözlerinden “alıntı” yaptıgım evrimcilerin de bir şeyi ispatlayamadıgını biliyorum..EVRİM TEORİSİ ni…Allah ne sadist ne mazoşist..Allah affetmesi bol olandır…
  ” Tolstoy un dediği gibi “bizi dünyaya getirmekle son derece kötü bir şaka mı yapmış birisi yoksa.. ”  madem tolstoy dedin bizde diyelim bari..tolstoy bu sözü ne zaman hangi yapıtında yazmış buraya yazabilirmisin..çünkü ne dicem biliomusun…tolstoy böyle düşündügü yıllarına lanet ediyor..ve bu yıllarının çok boş oldugunu söylüyor..itiraf ediyor..bak yine kaynaksız konuşmuyorum tolstoyun “itiraflarım” adlı eserini okuyabilirsin..dur daha bitmedi..tolstoy yaşamının sonlarına dogru bütün fikirlerini yıkıp Allah a inanmaya başlamıştır..ve geçen yıllarını BOŞ görmüştür..hatta şimdi yazacagım “alıntı“bizzat tolstoy un ölmeden 2 yıl ön ce yazdıgı eserindendir…çeviri Arif Arslan,karakutu yayınları... 
  ‘.... Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan (Hıristiyanlık’tan) mukayese edilemeycek kadar yükseklikte duruyor. Eğer insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammedeliği; tek Allah’ın ve onun Peygamberini kabul ederdi…’

Tolstoy

  her neyse bütün bunları geçelim bir de “tarihteki herhangi bir büyük düşünürün kitabını al tanrı ve dinin oralara uğramamış olduğunu görürsün”  sözün yokmu asıl bu beni güldürdü...bak ben felsefeyle ilgilenen biriyim..ve düşünür deyince ilk aklıma filozof gelir..ve tam tersi filozofların çogu Tanrı ve dinler hakkında tezler sunmuşlardır…istersen bu konuda tartışabiliriz..
  tartışacaksanız bırakın bu küfürlü alaycı konuşma tarzlarını..gelin tartışalım..belki siz haklısınız ben bu kapıyı açık bırakabilirm ama siz de onu ima eden hiç bir söz göremiyorum..ön yargılarla baktıgınız için GERÇEKLER i de görmüyorsunuz..tabi sözüm hak edene..

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
31-10-2005 21:51   [ Yok say ]   [ # 42 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

bak kardeşim sen hayyamı tanıyor musun. hayatında şarap içtin mi. mistiğin ve mistisizmin nasıl olduğunu biliyormusun? anlaşılan beynin seni öyle bi ele geçirmiş ki paradox yaratıp sonrada işin içinden çıkamıyorsunuz? biraz kalbinizi dinleyin ve ruhunuzu… tüm çözümler orada saklı emin olun…

Gönderen:piri baba

Profil
 
 
29-12-2005 11:42   [ Yok say ]   [ # 43 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

blawknox biras kendin olsan belki bazı şeyler daha belirgin olurdu ama anlıyorum seni kendin yazdığın zaman saçmalıyosun demek ki…sadece okumak isteedim yazdıklarını ama hepsi kopyala yapıştır…çalma kendin ol…biz bu soruları ortaya atanların ya da cevaplamaya çalışan ların yazılarına google dan ulaşabiliris zaten…önemli olan kendi fikirlerimiz kendin olmanı tavsiye ederim sana oke…kopyala yapıştır ları bırak bence…

Gönderen:SerhaT

Profil
 
 
31-12-2005 14:56   [ Yok say ]   [ # 44 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

  bir insanın kaynaklı bir şekilde konuşması kendi olmadıgı anlamına geliyormuş demekki…tamam hadi bakalım “kendim” olayım..yukarıda bir çok alıntı yapmam biraz tecrübesizligime geldi,çünkü yukarıda alıntılar yaptıgım zamanlar forum tartışmalarında pek tecrübeli degildim ve kimin neye nasıl tepki verebilecegini kestiremiyordum..okurken sıkılmış olmanız dogal…
      şimdi yazdıklarımı bi kenara bırak,ve evrim teorisiyle ilgili,yada yukarıdaki paradokslarla ilgili düşüncelerin nedir?onu yaz…bekliyorum..

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
23-03-2006 00:23   [ Yok say ]   [ # 45 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

arkadaşlar kaynağı yerinde kullandıktan sonra alıntıda yapabilir önemli olan fikirlerin örtüşmesidir ve blawknox arkadaşımızda bunu iyi yapıyor bir fikrini kaynaklarla desteklerken neden engel oluyorsunuzki sizde yapın kaynak gösterin bu dinin boş olduğuna dair aslında beyni olan her insan yüce yaratıcının varlığından haberdar buna eminim ama kendilerinden kaçıyorlar tolstoyda kaçmıştı ama sonunda doğru yolu buldu siz inanmayanlarında doğruyu bulması için dua edeceğim arkadaşlarım

Gönderen:serkan

Profil
 
 
   
3 of 3
3