2 of 5
2
Kuran da içki yanılgılarınız!
07-08-2005 18:12   [ Yok say ]   [ # 16 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

2)*“Ey Muhammed! Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman için sana Arapça okunan bir kitap vahyettik…” (Şûra Suresi, ayet 7)

burada düştügün yanılgının sebebi ise ayette geçen “mekke ve çevresinde bulunanlar” ifadesiyle “arapça"ifadesi ni aynı cümlede görmen nedeniyle bu iki ifadeye odaklanmandır…ve çıkardıın sonuç ise mekkede bulunan araplar için arapça inmiştir.. ama dikkat edilmesi gereken asıl husus ise bu ifadelerin ne anlama geldigi ve neden kullanıldıgıdır..
şöyle ki:“mekke ve çevresinde bulunanlar” ve “şehirlerin anası” ifadeleri bi kısım meal yazarları tarafından….medeniyetlerin merkezi ve etrafındaki medeniyetler…bi kısmı da mekke halkı ve etrafındaki halklar olarak çevrilmişdir..şimdi diceksin ki…hangisini kabul edicez…hangisini kabul edersek edelim…her ihtimallede şu sonuç çıkar…Kuran hz.Muhammed den dolayı mekke de inmiştir…ve yine hem ondan dolayı hemde daa iyi anlayabilmemiz için arapçadır…ve önce mekke ve halkını uyarıp sonra da etrafındaki medeniyetleri ve halkları uyaracaktır…tek bir noktadan tüm dünyaya yayılacagı buyrulmaktadır…ben burda bi çelişki göremedim açıkçası...mekke yi ayette bildirildigi gibi merkez olarak ele almadıın için etrafındakiler diince arap halkı aklına gelio..halbuki deminde belirttigim gibi etrafındaki lerden kasıt diger halklar ve medeniyetler,şehirlerdir…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 18:29   [ Yok say ]   [ # 17 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

3)“Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (14 İbrahim Suresi - 4)

bu maddenin cevabı çok kısa olacak..çünkü açıkçası ben bu ayette çelişki adına hiç bişi göremedim…düşünsene arap olan peygambere ingilizce Kitap gönderildigini…bi kere o Kitabı önce peygamberin anlaması gerekmezmi? kaldıki peygamberin ingilizce bildigini var sayalım…ee o zamanda bulundugu yerin diliyle inmesi gerekir…çünkü anlatacagı kişiler araptır…ve hepsine önce ingilizce ögretip sonramı anlatacak dini…tarih boyunca bu böyle olmuştur..sadece dinlerde diil..her hangi bi fikir..ideoloji dahi olsa önce o kişinin çevresindekilere anlatmış ve o şekilde yayılmıştır….bence bu çok normal bi durum…bulundugu kavmin diliyle gönderilmesi…ayette her peygamberin kendi kavmine özgü ayrı dinler yolladık ifadesi de yok…sadece dil den bahsedilmiştir..sonuçta Kuran ve İslam evrensel olmadıgına hiç bir ifade yoktur

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 18:41   [ Yok say ]   [ # 18 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

4)*“Mekkelileri ve çevresindekileri uyaran mübarek kitaptır…” (Enam Suresi, ayet 92)
bu “çelişki"nin cevabını ayet kendi verio zaten…hani yukarıdaki mesajımda bi sistemden bahsetmiştim…ve demiştim ki..(orada indigi için dogal olarak)önce mekke halkı..daa sonra diger halklar uyarılacaktır…ve ayet “mekkeliler” ve “çevresindekiler” ifadelerinin kullanış sırasıyla bunu bize bir başka yönden açıklıor…dikkat edersen ayette önce “mekkeliler” daa sonra “çevresindekiler” ifadesi gelmektedir..ayrıca şimdiye kadar yazdıklarımla çeliştigi bi nokta varmı ben şahsen göremedim de…çünkü burada mekkeliler ve çevresindekiler diye ayrı halklardan bahsedilmektedir…ve çevresindekilerden de medeniyetler halklar ve şehirlerin kastedildigini sölemiştim zaten…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 19:07   [ Yok say ]   [ # 19 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

gelelim diger çelişkilerine…
*Biz bir ayeti siler, unutturur veya ertelersek ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?Bakara Ayet 106.
*Allah’ın sözlerinde değişme yoktur; işte bu büyük kurtuluş!(yunus/64)
bu ayetleri ard arda yazarak ikisinin de zıt manalar içerdigi dolayısıyla Kuran ın kendi içinde çeliştigini yazmışsın…

halbuki ÇOK ÇOK ÖNEMLİ bi noktayı gözden kaçırmışsın..o da iki ayettede farklı kitaplardan bahsediliyor olmasıdır..
çünkü ilk ayette yine Allah ın Kitapları olan TEVRAT ve İNCİL den…ikinci ayette ise KURAN dan bahsedilmektedir…

yani ilk ayette ayetlerin silinip yenisinin getirilmesi kısacası degişmesi Tevrat ve İncil…ikinci ayetteki degişmemesi Kuran için kullanılmıştır..
stingray lütfen bakara suresini aç ve uzun uzun oku…çünkü orada bu ayete kadar kitap ehlinden bahsedilmektedir…bu konuyla ilgili bi kısım kıssalar içermektededir…ve bu ayette bu konu akışından sonra geldigi için ayetlerdeki “silme” “unutturma” “yenisini getirme” “erteleme” “ondan daha yenisini getirme veya onun bir benzerini getirme” ifadeleri tevrat ve incil den bahsedildigi çok açıktır…suredeki bütünlüe bakmadan sadece bu ayeti aradan seçip gösterirsen elbetteki “çelişki"gibi görünecektir..

öyleki ikinci ayetimizde Kuran dan bahsedildigi çok açıktır..görelim istersen..

60-Yalanı Allah’a iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Muhakkak Allah insanlara karşı lütuf sahibidir, ancak çoğu bunu bilmezler.

61-Hangi durumda bulunsan, Kur’an’dan her ne okusan ve her ne iş yapsanız, siz ona dalıp coşarken Biz üzerinizde şahidiz. Rabbinden ne yerde, ne gökte zerre kadar; ondan ne küçük, ne büyük hiçbir şey kaçmaz. Bunların hepsi apaçık bir Kitaptadır.

62-Uyan! Allah dostlarına ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar!
63-Onlar ki Allah’a iman edip, takva ile kötülüklerden korunur dururlar.

64-Onlara dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah’ın sözlerinde değişme yoktur; İşte bu büyük kurtuluş!(yusuf suresi 60 61 62 63 649

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 19:15   [ Yok say ]   [ # 20 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

Kafirun 109. Ayet 6. “Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

burada da “çelişkimiz"suredeki bütünlügü göz ardı etmemizden kaynaklanmaktadır..şimdi surenin tamamını okuyalım yine…
Rahman ve Rahim ALLAH’ın ismiyle.
1.DEKİ,  “Ey inkarcılar.”
2. “Ben, sizin taptıklarınıza tapmam.”
3. “Siz de benim taptığıma tapmazsınız.”
4. “Ben asla sizin taptığınıza tapacak değilim.”
5. “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.”
6. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.”
umarım büyük harflerle yazdıgım DEKİ ifadesini bu sefer görmüşsündür…çünkü Allah demiyor..başta peygamberimiz olmak üzere bizlere öyle dememiz gerektigini söylüyor…ve en başta yazdıgı gibi de bunu açıkça ifade ediyor…DEKİ ifadesiyle…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 19:17   [ Yok say ]   [ # 21 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

Al-i İmran Suresini daa önce cevapladıımı farzederek son “çelişkine” geçiyorum…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 19:22   [ Yok say ]   [ # 22 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

sana daa öncede demiştim stingray…benim verecegim cevaptan daa iyi bi cevap bulursam kesinlikle onu yazarım kaynagıyla birlikte diye…son “çelişki"ne cevabı...şiddetle girip bakmanı tavsiye edicegim sitenin adını vererek ordan aynen buraya yazıyorum..sitenin adı:www.kurandaceliskiyoktur.com
elcevap:
2- Allah’ın katında bir günü dünyadaki kaç güne eşittir?

Herhalde ayetler okunurken sadece rakamlara odaklanıldığından ve rakamlar arasında bir fark bulunduğundan bir çelişki varmış gibi gözüküyor. Oysa ayetler dikkatli okunursa ortada bir çelişki yoktur. Çünkü ayetlerde anlatılan zamanların dışında olaylar da farklıdır. Olaylar farklı olduğu için, zamanların farklı olması son derece doğaldır. Şimdi bu ayetleri bir daha dikkatli bir şekilde okuyalım:

Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22 Hac Suresi - 47)

Burada Allah katında bir günün insanların saymakta olduğu bin yıl gibi olduğu bildiriliyor. İkinci ayet şöyle:

Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. (32 Secde Suresi - 5)

Burada bildirilen ise işlerin bizim saymakta olduğumuz bin yıl süreli bir günde Allah’a yükseleceğidir. Burada dikkat edilecek nokta olaya konu olan şeyin “iş”ler olduğudur. Yani yükseldiği söylenen “iş”lerdir.Üçüncü ayet ise şöyle:

Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (70 Mearic Suresi - 4)

Burada ise “meleklerin ve ruhun” ona elli bin yıl süreli bir günde çıkabildiği bildirilmektedir. Şimdi önceki ayette dikkat ederseniz yükselen “iş”lerdir. Bunlar bin yıl olan bir günde çıkarlar. Son ayette bahse konu olan ise yükselme işini yapanlar ise “melekler ve ruhtur”. Yani iki farklı sürenin söz konusu olması iki farklı nesneden kaynaklanır. Birincisinde yükselen “iş”lerdir. İkincisinde ise “melekler” ve “ruh”tur.

Burada şunu sorabilirsiniz, bizim için bir gün nasıl işler için bin yıl ve melekler için 50 bin yıl sürer? Burada da zamanın izafi olmasıyla ilgili bir gerçek saklıdır.

İzafiyet teorisi bize zamanın da izafi olduğunu söyler. Bir cismin hızı arttıkça onun için zaman yavaşlar. Bu teorik ve deneysel olarak da ispatlanmış bir gerçektir. Yapılan bir deney var: İki tane çok hassas atom saati alınıyor. Birisi yüksek hızda bir uçağa konuyor; diğer ise yerde duruyor. Uçak bir süre uçup döndüğünde uçaktaki saatin, yerdekine göre biraz daha yavaş ilerlemiş olduğu görülüyor.
Hızlar arttıkça zaman daha da yavaşlar. Örneğin 30 yaşında iki ikiz kardeşten birisini bir uzay gemisine koyduğumuzu;  ışık hızında yada buna yakın bir hızla bu uzay gemisinin bir saat gittiğini düşünelim. Bu gemi dünyaya geri döndüğünde gemideki kişi için zaman sadece bir saat olsa da, yeryüzünde geçen zaman 30-40 yıl boyutunda bir zaman olacaktır. Uzay gemisindeki ikiz kardeş hala 30 yaşında iken, yeryüzünde yaşayan ikiz kardeş 60 yaşına gelmiş olacaktır. Bu durumda, yeryüzü zamanına göre 30 yıl süren, fakat gemi,dekiler için bir saatlik yolculuk söz konusudur.
İşte buradaki ayetlerde sizin için 50 bin yıl olan bir günde çıkar ifadesi bunu anlatmaktadır. İnsanlar için geçen süre 50 bin yıl iken son derece yüksek hızda hareket eden birisi için bu sadece bir gün olacaktır. Melekler 50 bin yıl olan bir günde çıkarlarken, işlerin ise bin yıl süreli bir günde çıktığı ayetlerde bildirilmektedir. Örneğin hızlarının değişik olduğu iki cisim düşünün. İkisi de kendileri açısından aynı süre hareket etseler de hızları farklı olduğu için onlara göre yeryüzünde geçen süre daha yavaş olacaktır.
Şöyle düşünün; iki uzay gemisi olsun. Birisi saniyede 300.000 km hızla hareket etsin, diğeri ise 200.000 km/sn hızla hareket etsin.. İkisinin de bir gün yol aldığını düşünürsek, Dünyaya döndüklerinde, 2000.000 km/sn hızla hareket eden gemidekiler bin yıl sonrasına geri dönerlerken, yani dünyaya geldiklerinde kendileri için gemide geçen zaman bir gün olmasına rağmen yeryüzündeki zamana göre geçen süre bin yıldır. 300.000 km hızla hareket edenler 50 bin yıl sonrasına geri dönmüş olurlar. İkisi de gemide bir gün zaman geçirmelerine rağmen hızlar farklı olduğundan dünyada geçen süre de farklı olacaktır. Çünkü hız arttıkça gemidekine göre zaman yavaşlarken, yeryüzünde zaman daha da hızlı akar.
Soruya tekrar dönecek olursak. Allah katında bir gün bizim saydığımız bin yıl gibidir. Fakat meleklerle ilgili ayette ise farklı bir şey anlatılıyor. Onlar ise 50 bin yıl olan bir günde yükselirler derken, burada başka bir hareket var.  Yüksek hızla hareket edildiği düşünülürse zamanın dünyaya göre daha hızlanacağı açıktır. Yani iki ayette farklı şeyler anlatılmaktadır.

Burada vurgulamak istediğimiz nokta zamanın izafi olduğunu göstermek ve hareket edene göre zamanın yeryüzündeki zamana göre farklı işleyeceğidir. Yoksa meleklerin belli bir yönde ve 3 boyutlu evrende hareket etmesi gibi bir iddia yoktur. Farklı bir boyutta ve yönde de hareket ediyor olabilirler.

Bir de burada meleklerin sürekli Allah katına çıkıp çıkmadıkları sorulabilir. Buna da Kadir suresindeki ayetler cevap vermektedir.

Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. (Kadir Suresi - 3-4)

Bu ayetten anlaşılacağı gibi melekler ve ruh tüm işler için Kadir Gecesi olarak adlandırılan bir gecede inmişlerdir. Sürekli bir gidiş geliş söz konusu değildir.

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 22:19   [ Yok say ]   [ # 23 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

bu arada Kafşrun suresinin altındaki ayeti unutmuşum…ama dedigim gibi Kafirun suresinde kafirlere hitaben deniliyor “sizin dininiz size benim diim bana” diye…yoksa elbetteki İslamdan başka din degildir Allah ın kabul edecegi din…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
07-08-2005 22:34   [ Yok say ]   [ # 24 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

blawknox , yine uzun uzun yazıp Arapça dersi vermişsin.Aşağıdakiler sadece bana ait düşünceler.

Niye ben bu kuranı anlamak için mutlaka Arapça bilmek zorundayım. Yani bana hep bu kelime arapçada şu anlamdadır diye anlatıyosun iyi de ben arap değilim ve arapçada bilmiyorum Araplara gönderilmiş bir kitap içinde Arapça mı öğrenelim.
Niye biz Türklere de bir peygamber göndermek aklına gelmedi tanrının. Aynı kurallarını niye bizlere Türkçe yada başka bir topluma kendi diliyle gönderipte daha anlaşılır yapmadı. Peygamber kadrosu mu yetersiz di yoksa tanrının.

Kurandaki bir kelimeyi bile bu kadar tartışırken artık bırakın kuranın apaçık ve anlaşılır olduğunu idda etmeyi.

Kurandaki ayetlerdeki değişme konusunda diğer kitaplardan değil kurandan bahsediliyor. Bak “ayet” deniliyor dikkat et.

Bız bır ayetten her neyı yürürlükten kaldırır veya unutturursak, daha hayırlısını yahut benzerını getırırız. Allah’ın her seye gücü yettıgını bılmez mısın? BAKARA SURESİ 106. AYET
__________________

Dinde zorlama yoktur anlayışı muhammedin henüz islamiyeti yeni yeni yaymaya başladığı yani insanlara sevimli görünüp yandaş toplama zamanındaki anlayışıydı daha sonra güçlenince anlayışı da değişmiş ve tek din olarak islamiyeti görmüştür. Ya Müslüman olursun yada kılıçtan geçirilirsin anlayışı geçerli olmuştur.

Yalnız Allah’ın dini (İslâmiyet) kalana kadar onlarla savaşın…” ( Bakara 193)

Kim İslamiyet’ten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.Ali Imran/3/85.
“...İslâm’dan başka dinlere rağbet edenler tam bir sapıklık ve ziyân içindedirler… Kur’ân: 3 Imrân, 85)

Gönderen:Stingray

Profil
 
 
08-08-2005 01:07   [ Yok say ]   [ # 25 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

vee tanrı zamanın dışındaysa yani zaman onu kapsamıyorsa ha 1000 yıl olmuş ha 50000 yıl ne farkeder. Ayrıca zamanla ilgisi yoksa nasıl bu zaman kavramları geçerli oluyor tanrı katında.???????

Gönderen:Stingray

Profil
 
 
09-08-2005 16:29   [ Yok say ]   [ # 26 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

    peki o zaman stingray…şöyle bi düşün…diyelim ki her dilde Kuran indirilmiş olsun…asıl o zaman çelişki olurdu…hatta o zamanda “Allah neden tek bir dilde indirmemiş?yoksa buna uygun bi dil bulmaya gücü yetmemişmi?hatta arapça bilen ateistlerde diyeceklerdi ki halbuki buna arapça çok uygun…“nedenmi böyle diyeceklerdi..
    çünkü o zaman her ülkenin insanı ayetleri farklı anlayacaklardı...bizim dilimizde şu anlama geliyo sizinkinde şu anlama gelio diye bi karışıklık ortaya çıkacaktı..
    çünkü o zaman ortada birden çok islam ortaya çıkacaktı...evrensellik prensibi tamamen ortadan kalkacaktı..ortaya çıkacak aşırı milliyetçiligi kim önleyecekti?şu an faşizme varan bu aşırı milliyetçilik anlayışını islam tamamen reddetmiş durumdadır…hatırlatırım..“arabın arap olmayana,arap olmayanında arap olana karşı  herhangi bir üstünlügü yoktur,üstünlük ancak takva ile dir” hadisi şeriflerinde bu önemli noktayı vurgulamıştır peygamber efendimiz..
    çünkü o zaman daha meallerinden okudugumuz ayetler çarpıtılırken…türkçe indigini varsaydıgımız Kuran kim bilir ne şekilde çarpıtılırdı...tabi bu da sizin işinie gelecegi için her dilde inmesini istiyosun dimi:)))
    çünkü o zaman Kuran nın en büyük mucizelerinden biri olan degişmezligi ortadan kalkacaktı...bütün dillerden elbert biri bozulacaktı çünkü yapıları buna müsait hepsinin…Kuran ın indigi dönemden bu yana ki türkçeye bide arapça ya bakarsan bu dedgimi daa iyi anlarsın..
    çünkü o zaman bu ve bunlar gibi çünkü o zamanlar bitmezdi…bi mesaj uzun oldugu zaman okurken gözden kaçabildigi için konu konu yollıcam…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
09-08-2005 17:04   [ Yok say ]   [ # 27 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

      “Kurandaki bir kelimeyi bile bu kadar tartışırken artık bırakın kuranın apaçık ve anlaşılır olduğunu idda etmeyi”
      yanlış anlamada stingray kimsenin tartıştışılacak bişi yok aslında…sen ufak bi araştırma zahmetinden kaçtıgın için kelimeyi çarpıtıp çelişki gibi sundugun için bende yle olmadıgını söylüyorum…yoksa tartışılacak bişi yok her şey ortada kelime ve orjinal dili yani…
      “Kurandaki ayetlerdeki değişme konusunda diğer kitaplardan değil kurandan bahsediliyor. Bak “ayet” deniliyor dikkat et”
      yani bilerek mi yapıyosun anlamadım…bunu diyecegini adım gibi biliodum ve onun için uyardım ve konu akışına dikkat etmeni sölemiştim…eger öyle yaparsan göreceksin ki oarada eski kitaplarda olan kuralların hükmünün ortadan kalktıgından bahsedilir…yani o ayetteki ayet kelimesi yasa anlamındadır…normal anlamdaki ayet manasında anlasanda bişi degişmez..çünkü diger kitapları da O göndermiştir ve orda yazan hükümlere de ayet denir..ne var bunda anlamıcak…
      yani bugün hükümet yeni bi anayasa çıkarsa kimse eski yasaya uyacam diyemeyecgi gibi Allah ın bi konudaki hükmü yasası ayeti(ki o ayetteki ayet kelimesi hüküm yasa anlamına gelir) başka bi kitapla birlikte geçersiz kılabilecegi ve yerine başka bi ayet getirebilecegine dikkat çekilmektedir o sure ve konu akışından sonra gelen bu ayette…
      hem bak bu konuyla ilgili evdeki ilmihalden bişiler bakıodum ve konumuzla ilgili bişi buldum…(hakikat yayınları m.sıddık gümüş saadet i ebediyye tam ilmihal) “iman edipte şeriata(Allah ın yasalarına) uyan müslümandır.şeriatı kendi arzularına uydurmak isteyen kafirdir.Her şeriat kendisinden önce gelen şeriatı nesh etmiş,degiştirmiştir,fakat en son gelen şeriat her şeriatı degiştirmiştir…daha dogrusu şeriatları kendiside toplamış olup kıyamete kadar hiç degişmeyecek şeriat Hz.Muhammed in elçiligiyle inen Kuran ın içerdigi şeriattır”

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
09-08-2005 17:12   [ Yok say ]   [ # 28 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

“Dinde zorlama yoktur anlayışı muhammedin henüz islamiyeti yeni yeni yaymaya başladığı yani insanlara sevimli görünüp yandaş toplama zamanındaki anlayışıydı daha sonra güçlenince anlayışı da değişmiş ve tek din olarak islamiyeti görmüştür. Ya Müslüman olursun yada kılıçtan geçirilirsin anlayışı geçerli olmuştur.”
    bak bu da çok büyük bi yanılgı dır bi sonraki mesajımı çok dikkatli oku anlarsın..bu arada sen böyle diosunda bana kaynak getir zorlama olduguna dair…bide son iki cümlen kaldı onları dayarın cevapliim şu an gerçekten vaktim bu kadar…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
09-08-2005 17:13   [ Yok say ]   [ # 29 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

    bu cevabı da bi kaynak tan aldımama istersen kaynagı sölicem çünkü söleyince okumak istemiosun nedense…

    Zaten din, zorla kabul edilebilecek veya zorla kabul ettirilebilecek bir sistem değildir. O’nda her şeyden önce îmân esastır. Îmân ise, tamamen vicdanî ve kalbe ait bir mes’eledir. Hiçbir ikrah teşebbüsü kalb ve vicdana tesir edemez. Dolayısıyla insan ancak içinden geliyorsa ve gönlü imana yatkınsa îmân edebilir. Bu manâda da dinde zorlama yoktur.

Hz. Adem’den günümüze kadar, din hiç kimseyi dehâlete zorlamamıştır. Bu mevzûda zorlama daima küfür cephesinin ahlâkı olmuştur. Onlar insanları dinlerinden çıkarmak için zorlamışlardır; fakat hiçbir mü‘min bir kâfiri zorla Müslüman yapmaya çalışmamıştır.

Burada akla, şöyle bir soru daha gelebilir. Kur’ân-ı Kerim’de kıtâl ve cihadın farziyetiyle alâkalı birçok âyet mevcuttur. Peki bunlar bir manâda zorlama değil midir?

Hayır, değildir. Çünkü, cihad, karşı cepheye ait zorlamayı bertaraf içindir. Böylece insanlar, İslâm’ın değişmeyen bir kâidesiyle girdikleri İslâm dinine kendi arzu ve iradeleriyle gireceklerdir. İşte İslâm’ın farz kıldığı cihadla, böyle bir anlayışa zemin hazırlanmış olacaktır. İrade hürriyeti, İslâm’ın cihad emriyle yerleşmiştir.

Bu meseleyi bir başka açıdan da şöyle bir değerlendirmeye tâbi tutabiliriz:

Bu âyetin hükmü belli devrelere aittir. Belki her kemal ve zeval fâsılalarının da birbirini takibinde bu devreler yine bulunacaktır; ama, hüküm sadece o devreye münhasır kalacaktır. Nitekim Kâfirûn sûresinde bildirilen “Sizin dininiz size, benim dinim de bana” hükmü de aynı şekilde belli bir devreye mahsustur.

Bu devre ve bu dönem, meseleleri çözme ve anlatma dönemidir. Mes’eleler sözle anlatılacak ve kabulde muhatap kat’iyyen zorlanmayacaktır. Ve yine bu dönem, başkalarının dalâlet ve sapıklığıyla ilgilenmeme, onları tahrik etmeme ve kendi hidayetini muhafaza ile ferdî hayatında dini tatbik etme dönemidir.Bu dönem ve devrelere ait hükümler ise, bütün zaman dilimlerine şamil değildir; tabiî bu manâda şamil değildir. Yoksa bu hüküm artık hiçbir zaman tatbik edilmeyecek demek yanlış olur. İslâm’ın her devresinde böyle bir zaman parçası -realite olarak- yaşanmıştır ve günümüzde de yaşanmaktadır.

Ancak aynı âyetin bütün zaman dilimlerini kuşatan bir hükmü daha vardır ki, bu hüküm her zaman ve zeminde geçerliliğini devam ettirecektir. O da İslâm diyarındaki azınlıklara ait hükümlerdir ki, hiç kimse İslâm dinine girme mevzuunda zorlanmayacaktır. Herkes kendi dinî inancında serbest olacaktır.

Tarihe bir göz attığımızda açıkça görürüz ki, bizim aramızda daima Yahudi ve Hıristiyanlar bulunmuştur. Batılıların bu mevzûdaki itiraflarına göre, Hristiyan ve Yahudiler kendi devletlerinde bile, bizim içimizde yaşadıkları kadar aziz yaşayamamışlardır. Onlar zimmetimizi kabul ederek cizye ve haraç ödemişler; Müslümanlar da onları teminat altına alıp korumuşlardır. Fakat hiç bir zaman onları İslâm dinine girmeye zorlamamışlardır. Düne kadar bunların hususi mektepleri vardı ve kendilerine ait hususiyetlerin hepsini, dinî âyin ve yortularına varıncaya kadar muhafaza ediyorlardı. Bizim en muhteşem devirlerimizde dahi onların yaşadığı muhite girenler, kendilerini Avrupa’da zannederlerdi. Hürriyetleri bu kadar genişti. Sadece bizi iğfal etmelerine imkân ve fırsat verilmemiştir. Evet, gençlerimizi ve kadınlarımızı saptırmalarına göz yumulmamıştır. Bu da bizim kendi toplumumuzu korumamızın gereğidir.

Bu kabil dinin caydırıcı bazı hükümleri, hiçbir zaman dinde zorlama değildir ve sayılmamalıdır da. Bu gibi hükümler, serbest iradeleriyle dine girenlere aittir ki, onlar da zaten bu hükümleri kabul etmekle İslâm’a girmişlerdir. Meselâ, bir insan, İslâm dininden irtidat ederse ona mürted denir ve verilen süre içinde tevbe etmezse öldürülür. Bu tamamen daha önce yapılmış bir akde muhâlefetin cezasıdır. Ve tamamen sistemin muhafazasıyla alâkalıdır. Devlet, belli bir sistemle idare edilir. Her ferdin hevesi esas alınacak olursa devlet idaresinden söz etmek mümkün olmaz. O’nun içindir ki bütün Müslümanların hukukunu muhafaza bakımından, İslâm, mürtede hayat hakkı tanımamıştır.

Ayrıca İslâm dinine giren insanlar bazı şeyleri yapmakla bazılarını da yapmamakla mükellef kılınırlar. Bunun da zorlama ile bir alâkası yoktur. Nasıl ki, namaza duran bâliğ bir insan namaz içinde, sesli olarak gülecek olsa ceza olarak hem namazı hem de abdesti bozulur. Ve yine ihramlı bir insan, üzerindeki haşeratı öldürse veya dikişli bir elbise giyse çeşitli cezalara çarptırılır. Halbuki aynı insan namazın dışında gülse veya ihramsız bir zamanda bunları işlese hiçbir cezası yoktur. Aynen bunun gibi, İslâm, dine girme mevzuunda kimseyi zorlamamakla birlikte, kendi iradesiyle dehâlet edeni de başıboş bırakacak değildir. Elbette onun kendine göre emir ve nehiyleri olacak ve müntesiplerinden, bunlara uygun hareket etmelerini isteyecektir. Bu cümleden olarak, namazı, orucu, zekatı ve haccı emredecek; içki, kumar, zina ve hırsızlığı da yasaklayacaktır. Bu yasakları ihlal edenlere de suçlarının cinsine göre ceza verecektir ki, bütün bunların zorlama ve ikrahla hiçbir alakası yoktur.

Esasen biraz düşünüldüğünde, bu türlü caydırıcı tedbirlerin de, insanların yararına olduğu idrak edilecektir. Çünkü ferd ve cemiyet böyle müeyyidelerle, dünya ve ukbalarını korumuş olacaklardır. İşte bu manâda dinde bir zorlama vardır. Bu da insanları zorla Cennet’e koymak istemekle aynı anlamda bir zorlamadır…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
10-08-2005 14:21   [ Yok say ]   [ # 30 ]  
Üstat
RankRankRankRank
Toplam Mesaj:  5042
Katıldı  2008-10-12

    “Dinde zorlama yoktur anlayışı muhammedin henüz islamiyeti yeni yeni yaymaya başladığı yani insanlara sevimli görünüp yandaş toplama zamanındaki anlayışıydı daha sonra güçlenince anlayışı da değişmiş ve tek din olarak islamiyeti görmüştür. Ya Müslüman olursun yada kılıçtan geçirilirsin anlayışı geçerli olmuştur.”

Yalnız Allah’ın dini (İslâmiyet) kalana kadar onlarla savaşın…” ( Bakara 193)
 
    aslında bu cümlenin ve bu bunu desteklemek için yazdıgın bu ayetin cevabı bi üst teki mesaj da çok açık bir şekilde varilmiştir…ama birde ben bi kaç şey eklemek istedim…dur bi ayeti ve bu konuyla ilgili suredeki ayetleri bi okuyalım istersen..
      190-SİZE KARŞI SAVAŞ AÇANLARLA siz de Allah yolunda çarpışın; fakat haksız taarruz etmeyin. Çünkü Allah, haksız taarruz edenleri sevmez. 

      191-Onları(size karşı savaş açanları) nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden(şehirden)onları çıkarın. O fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Yalnız Mescid-i Haram’ın yanında, onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın! Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kafirlerin cezası böyledir. 
      192-Artık Allah’a ortak koşmaktan vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah pek bağışlayan ve pek merhamet edendir. 
    193-Bir fitne kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer vazgeçerlerse, artık düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.
 
    194-Haram ay, haram aya ve bütün haramlar birbirine karşılıktır. O halde kim SİZE BİR SALDIRIDA BULUNURLARSA sizde ona yaptığı saldırının misli ile saldırın ve ileri gitmekten Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir. 

    195-Allah yolunda malınızı verin de ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin, çünkü Allah, güzel davrananları sever. 
    bu ayetlerden de çok açık bi şekilde anlaşııorki Allah savaşı müslümanlara ancak nefsi müdafa hasebiyle emretmiştir…sürekli savaş açanlardan bahsetmiştir…bütün kafirleri öldürün dememiştir asla…çünkü kadınlar çocuklar ve masumlar tarih boyunca en çok müslümanlar tarafından korunmuştur savaşlarda…ve Allah bi çok ayetinde de aşırıya gitmemelerini emretmiştir müslümanlara…ayrıca bu ayetler indiginden sadece müslümanlar haberdar olmuyorki…her hangi bir ayet indiginde bundan küfür ehli de haberdar oluyorlardı...Allah ın bu derece kesin bi dille müslümanlara kendilerine savaş açanlara karşı savaşı emrettiginden onlarda haberdar oluyorlardı...tabi bu aytelerin artık o savaş açanlarda oluşturacagı psikolojik etkiyi de sen düşün…o zaman ne demek istedigimi daa iyi anlarsın…

Gönderen:blawknox

Profil
 
 
   
2 of 5
2