hazır blawnox yokken ve meydan boşken
cevap vereyim bari. Şimdi bu kötülük meselesi aslında islam felsefesinin en zayıf halkasıdır yani din adamları bu konuya kısaca yalnızca şöyle bakmışlardır ;
a) herşey karşıtıyla mevcuttur kötülük olacak ki iyilik de olsun ve iyiliğin kıymeti anlaşılsın
b) bizim kötü olarak gördüğümüz şeyler aslında kötü olmayabilir bize kötü olarak görülen bir şey başka bir açıdan iyi olabilir biz çoĞu zaman görünüşe aldanırız.
c) o kadar çok iyilik ve güzellik var ki neden birazcık kötülüğü gözde büyütüyoruz ?
ALINTI——
” Bediüzzaman’a göre, cüz’i şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, külli hayırlar ve külli menfaatler ve külli nimetler ve külli güzellikler tezahür ederler
Allah, külli kanunların icra-ı faaliyetine bağlı olarak ortaya çıkan cüz’i şerlerden insanı “hususi tecelliyat” ile korur. O, zarar görenlerin imdadına özel olarak yetişir, doğrudan doğruya, yahut dua ve ibadetlerin yardımıyla rahmetini onlara ulaştırır.
Bediüzzaman bazan bu külli rahmet ve cüz’i şer ilişkisine açıklık getirmek, bazan da “niçin bu kadar kötülük?” sorusunun ne ölçüde meşru bir soru olduğunu tartışmak için ressam (sanatkâr) ile onun model olarak seçtiği kişi arasındaki ilişkiyi örnek olarak verir. Sanatkâr, bir çok güzelliği üzerinde denemek için modele çeşitli hareketler yaptırır. Buna karşılık ona ikramda bulunur, oldukça yüksek ücret öder. Modelin bütün bu nimetleri görmezlikten gelerek sanatkâra dönüp “bana niçin eza ve cefa ediyorsun” demesi ne kadar meşrudur? İmdi, bazı cüz’i kötülüklere bakarak âleme vücut veren sayısız nakışların hâliki olan Nakkaş-ı Ezeli’ye dönüp “bize bu yolla niçin zahmet veriyorsun” diye sual etmek doğru mudur?
(Risale-i Nur’da “Kötülük” Problemi Mehmet S. Aydın Köprü dergisi)
Niçin kötülük vardır” sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği bir diğer cevap da kötülüğün bazan bir “İlâhî ikaz ve ihtar-ı Rahmanî” olması keyfiyetidir. Yahut onlardan bazısının “günahlara kefaret” olmasıdır. Başka bir deyişle bazan zahmet, rahmete götüren bir yol olabilmektedir. Önemli olan onlardan ibret alınmasıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’in emri de bu istikamettedir.
(Risale-i Nur’da “Kötülük” Problemi Mehmet S. Aydın Köprü dergisi)
Aşağıda bir musevi din adamının yahudi soykırımına ilşkin teodise sorunu ve ilahiyat ile ilgili düşüncelerinden alıntılar bulacaksınız
” Bu analiz bizi bir ilahiyat kabusuna götürür: Eğer masum isek ve istismar edimmişsek, istismarcı kimdir? Bize bu istismarı kim yaptı? Tabii ki ilk sırada Naziler var, hemen yanında da ilgisiz yığınlar. Ama ilahiyat açısından: İstismarcı kimdir? Eğer Tanrı bizim kişisel ve toplumsal hayatımızda aktif bir yanıbaşılık gösteriyorsa, bu istismarı kim yapabilir? Evet bu sonuçtan kaçış yok, Tanrı ilahiyat açısından istismarın nedenidir, Tanrı istismarcıdır. Bu fikir çok korkunç. Eğer istismarın suçu Tanrı‘ya da aitse şu soruya geliyoruz: Ne tür bir Tanrımız var bizim? Nasıl olur da bir Varlıkta istismar ve sevgi birarada olabilir? Tanrı‘nın bu istismarcı yönüne karşı ne yapabiliriz? Tanrı bunu tekrar yapabilir mi? Tekrar olacak mı?
İtiraf ediyorum, bir Yahudi, bir haham, dindar ve maneviyat sahibi biri olarak bu keşfettiğim şey beni çok korkuttu. Ben, David Blumenthal, bunu nasıl düşünebilir, dahası bunu topluma nasıl söyleyebilirdim? Başlangıçta bu konuda ilk konuştuğumda bunu çok kapalı, çok dolaylı söyledim; sonunda bir psikanalist cesaret etti ve sordu: “Prof. Blumenthal, siz Tanrı‘nın istismarcı olduğunu mu söylüyorsunuz? Çünkü, eğer öyle ise, bunu doğrudan söylemeniz bizim için de sizin için de daha iyi olacak.”Ve ben de öyle yaptım ve böylece kurtulduğumu düşündüm. Ama bunu yazmaya geldiğinde, bu kadar kolay olmadı. İki gün hasta yattım, sonunda anladım ki, bildiğim şeyi aslında yazmak istemiyordum. Ama Talmud bize der ki: “Gerçek Tanrı‘nın mührüdür.” Yani biz gerçeği, ne kadar üzücü ve korkunç olsa da, söylemeliyiz. Gerçeği kendimiz için, ölenler için, yaşayan kurbanlar için, hatta Tanrı için de, söylemeliyiz. Bu gerçek olmadan bizimle Tanrı arasında hakiki bir bağ olamaz: Tanrı bir istismarcıdır, en azından soykırımda böyledir. “
Evet yukarıda verdiğim örnekleri karşılaştırmanızı öneririm acaba Said-i Nursinin “kötülük” üzerine yaptığı yorumları bir kenara koyun diğer kenarada milyonlarca masum yahudinin (veya müslümanın) uğradığı katliamı, soykırımı, vahşeti vb….
Şimdi bende nacizane şöyle bir yorum yapmak istiyorum ; hayata ait problemler öyle matematik problemi çözülür gibi çözülemez. Niye kötülük var sorusu vicadani bir sorudur ve siz bütün bu yaşanan trajedileri akılsallaştırarak veya dini karşılıklar bularak vicdanınızı rahatlatamazsınız sonuçta yaşanan bu trajediler ile ilgili vereceğiniz cevaplar öyle “işte bu kötülükler olduda sizde iyiliğin kıymetini öğrendiniz” falan gibi zırvalamalar olamaz yani milyonlarca masum insan siz iyiliğin ne olduğunu öğrenin diye öldürülmüş olamaz, iyiliği öğrenmenin maliyeti nedene bu kadar yüksek olsun ki ? tabii birde “bazen bize kötü görünen aslında iyidir” gibi zırvalamalara hiç girmiyorum.
Nietzsche de bir aforizma ekleyeyimde tam olsun ;
” İnsan Tanrısına en namussuz biçimde davranıyor, onun günaha girmesine izin vermiyor”
ne dersin blownox sence de Tanrının günaha girmesine izin vermelimiyiz ?
Gönderen:ertu