WORLD
WIDE
WINE
In vino veritas
Doluca Şarapları

Mevlana ‘helal şarap’a neden karşı çıkardı?

Muhittin Danış, 20.02.2010, Referans Gazetesi

Bilumum alkollü içkilere mesafeli biri olarak "Helal şarap da üretildi" haberini görünce "Bu kadarına da yok artık" demekten alıkoyamadım kendimi. Hollanda merkezli bir şirket Kevserhelalwine markasıyla alkolsüz şarap ve şampanya üretmiş. Yeni ürüne 40 otelden teklif almış. Özel bir işlemden geçirilerek üretilen 'alkolsüz şarap' ne şerbete benziyormuş ne şalgama. Fermantasyon sırasında alkol ayrıştırılıyormuş ve ayrı bir yerde bekletilen şarabın tadı ile kokusu içine katılıyormuş. Üstelik beyazı, kırmızısı, pembemsi ve köpüklüsü olmak üzere 4 çeşidi varmış.

Kimsenin günlük hayatın zorunlu ihtiyaçları için 'dini' referanslı enstrüman ve ürün geliştirilmesine bir itirazı olmaz. Hatta bu konuda İslam coğrafyasının oldukça geri kaldığı bile söylenebilir. Zira kapitalizmin küresel aktörleri 'dini' referanslı pazardan pay kapma yolunda İslam coğrafyasının önünde gidiyor. ABD'de 'koşer' piyasasının gelişmesi Londra gibi finans merkezinin 'islami finans' konusuna öncelik vermesi, 'helal' pazarının da dış dünyadan başlayıp İslam coğrafyasına doğru gelişmesi bunun başlıca göstergesi.

Benim itirazım haddizatında bir 'zevk' timsali olan 'şarap'ın alkolden arındırılıp helal libasına büründürülmesine. Dini konularda konuşmak haddime değil. Ama İslam bilginlerinin bir konuda fetva verirken 'zaruret' olup olmamasını temel kriter aldıkları ve bu çerçevede ortaya çıkan sonucun siyah ile beyaz kadar farklı olabildiği bilinen bir gerçek. Kaldı ki inançların ve dinlerin temelinde "teslimiyet" vardır. Bir ürüne "yasak" denilmişse onun arkasında yatan gerekçeler artık "tali" unsur olarak kalır.

Diyebilirsiniz ki hür teşebbüs çağındayız. Hem piyasada arz ve talep kuralları var. Bir malın talibi varsa neden üretilmesin. Laissez faire. Bırakınız yapsınlar.

Haklısınız. Finansta islami usuller geliştirilebir. Gıdada helal sertifikası verilebilir. Kozmetikte dini hassasiyetlere uygun ürün çıkarılabilir. Hiçbir itirazım yok. Tersine desteklerim. Yalnız mevzu gelip "şarap"a kadar dayanmışsa orada benim itirazım var. İzah edeyim...

Tasavvufta 'şarap' kavramı
Şarap, İslam dininde haram sayılmakla birlikte gerek edebiyatta, gerek tasavvufta çok kullanılan bir kavram. Hatta Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, 'Sufi ve Şiir' adlı eserinde ister Türk, ister Arap ve ister Fars edebiyatı olsun, en çok kullanılan tasavvufi sembolün 'şarap' olduğunu belirtir. Ancak bu konunun geçmişte de bugün de yanlış anlamaya açık olduğunu belirtir.

Peki sufiler neden 'şarap' ve 'sarhoşluk' gibi tehlikeli semboller kullanmıştır? Kılıç'a göre sufiler başka semboller de kullanmış. Ancak şarap ve sarhoşluk sembolizmini konuya daha yakın bulmuşlar. Çünkü bu iki beşeri tavır, Hak yolcusunun tavırlarına insanlık mertebesi içerisinden en yakın düşen tavırlardır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Bu semboller bir arif-i kamilin elindeyse korkulacak bir durum yoktur, onları doğru semantik anlamlarında kullanmasını bilir. Fakat bu sembolleri bir kamil kullanmazsa o zaman ortada tehlike vardır. Mevlana da bu tehlikeyi şu güzel beyitle açıklamıştır:

Sus, ham kişinin yanında şarabın adını anma
Zira onun aklı o adı sanı kötü şaraba gider.
Mevlana bu beytiyle büyük Arap şairi İbn Farız şu dizesini şerh eder gibidir:
Biz sarhoş olduğumuzda
Daha üzüm yaratılmamıştı.
İrfan seviyesinin yüksek olduğu dönemlerde bu semboller toplumun her kesimi tarafından doğru olarak anlaşıldığından rahatlıkla kullanılmıştır. Ne zamanki irfan seviyesi düşmüş, o zaman karışıklıklar ve sorunlar çıkmış, sembolizm daralmaya başlamıştır.

Kadehten murat nedir
Niyazi-i Mısri sufilerin şarap ve meyhane kavramlarıyla neyi kastettiğini şöyle açıklıyor:
"Sufiler zümresi, taklidi imandan tahkiki imana geçmişlerdir. Bu sebeple onlar eşyanın zahirinden batınına, suretinden manasına sefer etmişlerdir. Cümle eşyayı aslında olduğu gibi görmüş ve bilmişlerdir. Bu sebeple çoğu sözleri mana alemindendir. Şarap demekten muradları marifetullahtır. Bunun sonu muhabbetullaha gider. Yani irfan duygusu ve aşk. Aşk ve bilgi aynı manaya gelir. Meyhane'den murat; kamil mürşidin gönlüdür. Kadeh'ten murat ise Hak talibine yapılan ism-i celal telkinidir, ya da dilinden dökülen ilahi marifetlere dair sözlerdir."

Erol Kılıç'a göre bu tasavvufi anlamların tarihsel süreç içerisinde anlam kaymasına uğramaya başlamasıyla Osmanlı zihniyet dünyasının değişmesi ve toplumsal dönüşümlerin gerçekleşmesi arasında derin bir bağ vardır. Bu dönüşüm neticesinde "hakikat şarabı" Kıbrıs komandaryası yahut Sakız mastikasında, "ezeli güzellik" de dilberlerin işveli edasında aranır olmuştur. Ayrıca kalın kafalı, kaba "zahid" ve "sofu" tiplemesine rakip olarak sunulan muhabbet ehli, ince zevkli, hoşgörülü "sufi" ve "derviş" tipleri de yavaş yavaş lakaydilere, rindlere, harabatilere, şaribü'l-leyh ven-neharlara dönüşecektir.

Artık fazla söze ne hacet!
İrfan ehli şarabın alkolden arındırılmasına ve dolayısıyla "helal şarap"a neden karşı çıktığımı anlamıştır.
Bu yaşımdan sonra sarhoş etmeyin beni!

Muhittin Danış, 20.02.2010, Referans Gazetesi

Yorumlar

Henüz yorum yazılmadı.

Sadece üyelerimiz yorum yazabilir.