WORLD WIDE WINE

In vino veritas
Türkiye Ulaşım Rehberi
12 Mayıs 2008, Pazartesi 

Hayyam ve Rubaileri

Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, Özgür Yayınları, S.21-26

in vino veritas

Geçmiş yüzyılların karanlıkları içinde, olumlu bilimlere bu kadar eğilmiş ve tanınmış olan Hayyam'ın, önce Batı'da ve Amerika'da, sonra da kendi ülkesiyle birlikte bütün dünyada bu kadar çok ün yapmasının nedeni, zaman zaman bilimsel çalısmalarının yanı sıra, ortaya attığı rubaîleridir.  (Tam îran söylenişine gore "robaî"dir. Aslı Arapça olan bu sözcüğü Araplar (o-u) arası bir sesle söylerler.)

Vahid Tabrîzî'nin, Moskova baskısı olup Farsça kaleme alınan, Elmoaccem adlı kitabının 98-104. yaprakları arasında da belirtildiği üzere, rubaî iki beyitten ortaya çıkmış bir nazım biçimidir. Zaten anlamı da, Arapça "robu" (dörtlü) sözcüğünden üretilmiştir. Ancak, bu çift beytin rubaî olabilmesi için tek ve bağımsız bir dörtlük halinde bulunması ve kendine özgü aruz kalıplarıyla yazılması gerekir. Aruzcular "rubaî" biçimi için, özdeyiş halinde, yoğun bir düşünce ve duygu kompozisyonu istedikleri gibi, belirli yirmi dört aruz kalıbını benimsemişlerdir. Bütün bu kalıplar, ya "mef'ulü", ya da "mef'ulün" diye başlamak  zorundadır. "Mef'ulü" diye başlayanlar "ahreb", "mef'ulün"le başlayanlar da "ahrem" adım alırlar. On ikisi "mef'ulü", on ikisi de "mef'ulün" diye başlayan bu belli kalıplar, rubaîyi, divan edebiyatı nazım biçimleri arasında bulunan "kıt'a" ve "tuyuğ"dan ayırıyor. Bu ayrılıkta, rubaî'nin, olaylan felsefi bir süzgeçten geçirmesi, düşünsel havasından duygusallığın kaybolmaması şartı da bulunduğu unutulmamalıdır. Rubaîlerin 1, 2 ve 4. dizeleri kesin olarak birbirleriyle ayakdaş (kafiyeli) olmak zorunda olup 3. dizeler genellikle serbesttir ya da öteki üç dizeye ayak bakımından uyabilir.

Dünya edebiyatına göz gezdirdiğinizde, dörtlük halinde şiir yazmanın Doğu uluslarına özgü olduğu görülüyor. Türklerin Orta Asya'da, İslamlığın kabulünden önceki şiirlerinde, en küçük nazım birimlerinin dörtlük olduğu bir gerçektir. Öyleyse bu biçimde şiir yazmayı, Ömer Hayyam'dan çok daha öncelere götürmek gerekiyor. Bugün divan, dolayısıyla İran edebiyatının hiç etkisi altında kalmadan gelişmiş ve günümüze kadar uğraşısını sürdürmüş olan Anadolu aşık edebiyatının en güzel verileri de hala manilerdir. Onlar da güzel duyguları özdeyişi halinde sıralanan unutulmaz şiirlerdir:

"Vay bana, vaylar bana,
 Yıl oldu aylar bana.
 Egildim, su içmeye,
 Su vermez çaylar bana."

Dîvan-ı lügat it Türk'te rastladığımız bazı örnekler. Dede Korkut Hikayeleri'nde geçen pek çok bağımsız dörtlükler de bunu kanıtlar. Bunun gibi, İran edebiyatı, hatta Arap edebiyatında Hayyam'dan önce ve sonra bağımsız dörtlüklere rastlanır. Ne var ki hepsinin karakteri, bugün anladığımız anlamda rubaî değildir ve bugünkü rubaî kavramı, dünyaya ilk defa Hayyam eliyle, onun örnekleri olarak kazandırılmıştır.

Ömer Hayyam'ın ozanlığından ve rubaîlerinden ilk defa söz eden, sağlığındayken onu tanımış olan Samargand'li Nezamî-ye Aruzi'dir. Onu izleyerek Abu Bekr Razi, "Mersad ol ebad"ında Hayyam'ın bilimciliği yanında ozanlığına da işaret eder. Ama bütün bu bilgiler, onun ününü, şiir alanına bugünkü gibi duyurmaya yetmezdi.

19. yüzyılda İngiltere'nin Oxford kentinde, Bodlein kitaplığında "Robaiyyat-e Omar" adlı bir yazma bulundu. 525 sayı ile deftere işlenmiş olan bu kitabın, Medine'ye göçün 865. yılında (15. yüzyılın ilk yarısı) yazılmış olduğu görüldü.

Shakespeare'den sonra en güçlü İngilız ozanlarından biri olan Edward Fitzgerald, rubaîleri ilk defa İngilizceye, dolayısıyla bir batı diline çeviren ozandır. Sözünü ettiğimiz nüshanın bir tıpkı basımını göremediğimiz için gerçeklik ve etkenlik yanı üzerinde duramıyoruz. Birkaç kaynakta gözümüze çarpan bu bilgiye, başta Mohammad Ali Forugî olmak üzere pek çok İranlı ve Batılı araştırıcıda rastlayamadık. İran'ın içinde ve dışında bulunan yazma Hayyam rubaîlerinin 9. Hicret yılında yazılmış şeyler olduğu, bundan daha eski tarihlerde yazılmış olanlarına rastlanılamadığı söylenilmektedir.

Ömer Hayyam'ın bütün Avrupa'ya, oradan Amerika'ya ve yeniden kendi vatanına ve bütün dünyaya yayılması, Fitzgerald'ın yeniden yaratıyormuşcasına yaptığı bu çeviriler yüzündendir.

Ömer Hayyam'ın İran'da tutunmamış, uzun yıllar ya dostları ya da düşmanları  eliyle ters yorumlanmış, Hafez ve Sadi'ye verilen önemin benzerinden pay alamamış olduğu doğrudur. Ancak bunun nedenini; Avrupalılar ve buna bakarak bazı memleketimiz yazarları, ozanın asıl adının "Ömer" olmasına ve kendisinin Şiî değil, Sünnî oluşuna bağlarlar. Hatta Hayyam'ı gerçekten bütün dünyaya tanıtmada öncülük hakkı bulunan İngiliz ozanı Fitzgerald bile yanılgıya düşerek şöyle demiştir:

Hayyam gibi kimselerin Doğuda, böyle bir ayrıcalık taşırcasına görülmeleri, kırlarda, çalıların beklenmedik bir köşesinde rastlanan ve ayağımıza takılan yabanî çiçekleri andırır." Oysa İran edebiyatı Hayyam'dan önce Fardovsî'leri, Hayyam'dan sonra İran kültürüyle  gelişen Mevlana ve Hafez'leri yetiştirmiştir. Bunlarda, Hayyam'dan yer yer izler buluyoruz.

Rubaîleri, evrene ışıklarını saçıp duran Hayyam'ın ve gerçek İslamlığın bütün dinlere gönül kapısını açtığı unutularak ve görülmek istenmeyerek O'nu taassupçu bir ortam içinde incelemeye kalkmak, yanlış ve kişisel bir görüşten ileri gidemez. Hayyam rubaîlerinden, Avrupalılar, 19. yüzyılda değil de Hıristiyan fanatizminin en koyu çağlarında haberli olsalardı, acaba bu rubaîleri böylesine rahat çevirip benimseyebilirler miydi? İnsanların dünyaya gelip gidişleri ve bir daha dönmeyişleriyle ilgili olarak, kuşkucu bir dille Tanrıya sitemli rubaîler yazan Ömer Hayyam'a ancak 19. yüzyılın Avrupası hoşgörüyle bakabilirdi. Oysa bu şiirlerin dokunaklı, iğneli havasından yumuşak da olsa şeriatçılara oklar savuran tutumundan haberli olmalarına rağmen Hayyam, çağının büyük devlet adamları, vezirleri ve yöneticilerince tutulmuş, kendisine engin bir hoşgörü ve saygı gösterilmiştir.

Ozanlığının geçmiş yüzyıllarda, bilimci yanına göre geri planda sayılmasının gerçek nedenleri araştırılırken en başta, İran edebiyatına Araplardan geçtikten sonra birçok değişikliğe uğrayan ve Fars malı haline getirilen divan yazma geleneğini düşünmeliyiz. Rubaî ya da dış görünüşçe ona benzeyen kıta yazmanın, bu edebiyat anlayışında ve zevkinde, öteki nazım türleri yanında o kadar benimsenmemiş olduğunu biliyoruz. Tanrıya yakarış (münacat) Peygamberden yardım ve aracılık umma (na't) amacıyla kaleme alınan şiirlerle, büyükleri övmek içın düzülen kaside; aşk, tasavvuf, rintlik ve şarabı işleyen gazel biçimini, Doğu edebiyatı geleneği her zaman ön planda tutmuş; onu öteki biçimlere, dörtlüklere üstün görmüştür.

Ne açık öğücülük, ne de hoyrat bir yericilik havası taşıyan, hele nitelikçe hiç alışılmamış bir nazım türünü dile getiren Hayyam rubaîlerinin, geçmiş yüzyıllar içinde gerekli ilgiyi görmemesinin nedenini, yalnız İran' daki hoşgörüsüzlüğe  bağlamak, hele İran'da İslamlığın öteki Müslüman ülkelerdekinden ayrı bir özgürlük sistemi içinde geliştiği bilindiği halde, tersine görüşleri sakız gibi çiğnemek, haksızlıktır.

Ömer Hayyam rubaîlerinin, zamanında tutunmayış nedenini, O'nun, bu işin üstüne pek düşmemiş olmasına, bilime daha çok ağırlık verişine bağlamada, bir ölçüye kadar haklılık payı vardır. Bilimsel çalışmaları sırasında, rubaîlerine zaman zaman ruh dinlendirici bir araç ve ortam olarak bakan Hayyam'ın, bu minik dörtlüklerinin, bir gün dünyayı tutuşturacağını sezebildiği düşünülemez.

Kabuğuna alışılabilen, ama özünden, ruhundan gelme ilk yabancılığı kolay kolay kavranılamayan rubaîlerin geleceğinden, ozanın bile kesin bir umudu olacağı ileri sürülemez. Bu arada Hayyam'ın, rubaîlerini, hiç sanat yapmadan, süs çabasına düşmeden çiziktirivermiş olduğu sanısını da akıldan silmek gerekiyor. Bazı Batı kaynaklarına dayanarak İran'da ve bizde Hayyam'la ilgili olarak yayınlanmış kitapların pek çoğunda, ne yazık ki böyle bir görüşe saplanılmıştır. En güzel sanat eserlerinin, özellikle şiirde; en yalın, en az süslü ve hiç bir çabayı gerektirmeden söylenivermiş eserler olduğu sanısını verdiği doğrudur. Ancak bu sonuca gelebilmek için ozanın bilgi, duygu ve seziş yollarında harcadığı çabayı nasıl görmeyiz? Yalın ve süssüz sandığımız eserler, işe en büyük önemle sarılan ozanlara ilişkin olanlardır. En içtenlikli şiirler, çokluk sanat yalanları ve kutsal uğraşıların sonunda ortaya çıkmış ve hiç uğraşılmamış sanısını uyandıran örneklerdir.

Hayyam, rubaîlerinin bugünkü değerde bir gelecek sağlayacağından elbette umutlu olamazdı. Ama onu, bu zevk alma, dinlenme anlarında yazıldığı söylenen rubaîlerinde, bütün insanoğluna, onun mayasına, toplumların değişmeyen gidişlerine, evrenin   temelindeki kuruluşun verdiği sonsuz saşkınlıklara eğilirken, hiç çaba harcamamış, aklına gelenleri söyleyivermiş bir bulvar şairi gibi göstermek, bilimsel bir araştırıcı ve inceleyicinin tutumu değildir...

Sözler  Quotes >>

Never guess at a vintage. Acknowledge you do not know, which is more often than not correct.
Gülümsemek için
Ödüllü Yarışma