İTALYAN ŞARAPLARINDAN ESİNTİLER
Geçtiğimiz aylarda bayram tatili ile beraber uzunca bir tatil alarak on gün kadar İtalya'da bulundum. Uzun yıllardan beri gerek iş ve tatil, gerek sanat tarihi ve gerekse şarap tadım çalışmaları için bulunduğum Toskana bölgesi özellikle bende bir tiryakilik yaptı. Rönesans'ın doğum yeri olan bu bölge sanki bir alın yazısı gibi beni çeker oldu.
İtalya'ya her seyahatten önce yapmış olduğum gibi, bu sefer de İtalya'nın şarap üreticilerinden ziyaret ve tadım konusunda randevu aldım. Toskana bölgesinde birçok defalar gerçekleştirdiğimiz turistik ve iş gezilerinde gördüğümüz ilgi ve yapmış olduğumuz tatillerin güzelliğine şarap tutkumuzu da katmış oluyoruz. 1970'li yıllarda gençlik dönemiyle başlayan şarap içiciliğimiz yıllar sonra amatör şarap tadımcılığına ve 1986-88 yılları arasında İngiltere'de aldığımız tadım kursları ile gerçek bir hobiye dönüştü. 1989 ve 1991 yılları arasında Kuzey İtalya'da Torino yakınlarında bulunan Novara Kasabası'nda ki ENICHEM Petrokimya Firmasının Araştırma Merkezinde teknik danışman olarak çalışırken arkadaşlarımla ve aileleri ile birlikte Piemonte, Liguria ve Toskana bölgelerinin doğal güzellikleri yanı sıra şarap bağlarını ve şarap imalathanelerini dolaşırdık. Bağ bozumlarında bağlarda yatar, üzüm toplar şarap yapardık. Meslekten de kimyacı olduğumuz için evde yaptığımız şarapların kalitesini laboratuarda test eder olduk. Bizlerin şaraba olan tutkusu böyle gelişti ve şimdilerde uğraştığımız fermantasyon mesleği ile de biraz daha pekişmekte.
İtalya bir bağcılık ve şarapçılık cenneti. Yılda üretilen 70 milyon hektolitreden fazla şarabı, yapılan ihracatla beraber İtalya'nın şarap endüstrisinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurguluyor. İtalya'nın iki önemli şarap üretim merkezi Asti ve Toskana bizlere cennetten birer köşe gibi gelir. İtalya'da kaldığım sürelerde Toskana bölgesinde defalarca kısa ve uzun süreli tatil yapmak fırsatı buldum ve bu tür tatilleri şimdide yaratmaya çalışıyorum. İtalya Şarap Tadımcıları Federasyonu ve Şarap Teknisyenleri Birlikleri (FISAR:Federasione Italiana Sommeliers Albergatori Ristoratori, AET;Associazione Enotechnici Italiani), Şarap Turizmi Dernekleri (Movimento del Turismo Vino, Associazone Nazionale Citta del Vino), benzer derneklerin, en güzel Enoteca'ların önemli bir bölümünün ve üstad Enologların Toskana bölgesinde bulunması İtalyanların bağcılıkta ve şarap üretiminde çok ilerlemiş olmalarında Toskana bölgesinin önemli bir rolü olduğunu zannediyorum. Toskana bölgesinin iklim özelliklerinin, bağlarının mikro klima şartlarının üzüm yetiştirilmesine uygun olması İtalyan ve Avrupalı şarap severlere yakın mesafede bulunması, bunların yanı sıra enfes doğal ve tarihi güzelliklere sahip olması önemli rol oynuyor. Toskana bölgesi ayrıca tüm Avrupa ülkeleri için bir Agroturizm cenneti. Almanya ve Kuzey Avrupa'dan gelen turistler bu bölgede gerçek agroturizm olanaklarından doyasıya yararlanıyorlar. Turizm, rekreasyon, tatil ve doğa cenneti olan bu güzel bölge tarihi değeri ile de ayrı bir öneme sahip. Tüm bu olanakları daha da iyi değerlendirmek amacı ile Toskana sakinleri ve yerel yöneticiler müşteri memnuniyetini önde tutarak Movimento del Turismo Vino, Associazone Nazionale Citta del Vino ve benzeri isimli şarap turizmi organizasyonlarını oluşturmuşlar. Şarap turizmi ile ilgili tüm turizm, tatil ve tadım ve agroturizm isteklerinizi bu kuruluşlara danışabiliyor ve gereken rezervasyonlarınız kısa sürede ve yanıltmadan tamamlanabiliyor.
İtalya'nın Floransa, Pisa, Lucca, Siena şehirleri ve Vinci kasabasına yaptığımız nostaljik turlarda şarap tadımı için de vaktimiz oldu. Halen Floransa'nın Vinci bölgesinde, lisede okumakta olan sevgili kızım Elif Ebru Tolay ve annesi Nesrin ile beraber daha önce ziyaret yaptığımız şarap üreticilerinden farklı olarak bu sefer yakındaki bir üreticiyi ziyaret etmeye karar vermiştik. Senenin her mevsimi ayrı güzellikler sunan Toskana'nın bu bölgesi sanki bir sihirli elin üzerinden geçmesi ile kendine has doğal bir zerafet kazanmış. Vinci bölgesinin köy yollarında sık sık durarak bu güzel ve şirin atmosferi defalarca içime çektim, toprağın kokusunu hissetmeye çalıştım. Leonardo da Vinci'nin doğup büyüdüğü bu güzel topraklar sanki yüzyılların güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişçesine aynı doğallıkla bezenmişti. Bu sefer bu topraklar bana daha bir şirin görünüyordu. Yudumladığımız capiccinolar bizlere tatilin daha bir anlamlı gelmeye başladığını gösteriyordu. Toskana'nın o güzelim Sangiovese üzümlerinden yapılan Cianti Classico'lar yanı sıra Vinci bölgesinin üzümlerinden üretilen kırmızıları, beyazları ve Vin Santo'ları tatmak üzere Cantina Leonardo da Vinci'ye ulaştık. Daha önceden aldığımız randevu üzerine bu sevimli şarap üretim merkezine geldik. Cantina Leonardo da Vinci yetkililerinden İhracat Danışmanı bayan Gessica di Rosa ve Genel Müdür Sayın Franco Ambrosino yapacağımız gezi ve tadım için beni bekliyordu. Cantine Leonardo Da Vinci adını alan bu şarap üreticisi gerçektende Leonardo da Vinci'nin doğduğu ve yaşadığı toprakların güzelliğini yansıtıyor.
Vinci bölgesindeki Montalbano tepeciklerinde kurulmuş olan bağlardan üzüm toplayan bu bölge nefis başta üzüm ve zeytin olmak üzere nefis tarım ürünlerinin üretildiği bir bölge. Burada tepeler, villalar, tarım evleri, köyler, çiftlikler tıpkı Leonardo da Vinci'nin zamanında olduğu tamamen üzüm bağları ve zeytin ağaçları ile kaplı. Tarihi ve doğal doku tamamiyle korunmuş. Toskana'nın bu güzel köşesindeki şirin şarap üretim merkezinde Chianti DOCG, Val d'Arbia DOC, Bianco DOC, Rosato DOC, Chianti Classico DOCG, Vinsanto DOC, Spumante şarapları yanısıra Grappa'da klasik yöntemlere modern teknolojinin katkılarıyla üretilmektedir. Aynı şirketin Siena bölgesindeki üretim merkezi olan Cantine di Montalcino'da ise bir o kadar enfes Rosso di Montalcino, Burunello di Montalcino şarapları üretilmektedir. Cantine Loeonardo da Vinci'nin ürettiği ve Chianti Leonardo (1998) adını verdiği kırmızı şarap tipik Sangiovese üzümlerinin karakterini taşıyor. Kiraz ve ahududu tadlarını aldığımız bu güzel şarap yumuşak bir tad, uygun bir asit alkol ve tanen dengesi ile mükemmel bir yapıya sahip ve kırmızı etlerle yapılan İtalyan sofrasına ideal düzeyde eşlik edebilecektir.
Bir otomobil kiralayarak Toskana Chianti Classico vadisinde dolaşmaya ilk günkü turumuzla başladık. Toskana bölgesinin özellikle kırsal kesiminde kesinlikle apartıman türü yapılaşmalara izin verilmiyor. Tüm tarihi merkezler birinci sırada koruma altında. Yerleşim tek veya en fazla çift katlı bahçeli evlerden oluşuyor ve bu bölgenin çiftlik sahipleri, köy sakinleri evlerini tatilcilere agroturizm için pansiyon olarak kiralıyorlar.
Empoli kasabasındaki evimizden kısa sürede davet edildiğimiz Castello di Monterinaldi isimli kaleye ulaştık. Bizi davet eden şirket Direktörü Signor Daniele Ciampi ve İhracat Sorumlusu Herr Micheal Quick'in sevgi dolu misafirperverliği ile karşılaştık. Castello di Monterinaldi isimli bu güzel ortaçağ kalesi Radda di Chianti ve Greve di Chianti bölgelerine yakın Lucarelli in Chinati'de Chianti Classico diye tabir edilen şarap üretim merkezinin tam orta noktasında bulunmaktadır. Toprak yapısı olarak, çakıllı, killi, kireç taşlı ve zengin fosil karışımıyla, kompleks fakat ideal özelliklere sahip olan bu bölge şarap üretimi için uygun makro ve mikro klimalar yaratıyor. 1961 yılından beri bu kale Agricola Monterinaldi şirketin üretim merkezi haline getirilmiş ve Ciampi ailesi tarafından yönetiliyor. Şirket çok yakındaki La Pesanella'da ki ofisten yönetiliyor.
Toskana bahçeleri , üzüm bağları ve ormanlık alanı içerisine yerleşmiş olan bu enfes arazi tarihte Etrükslerin ilk yerleştikleri yer olarak anılıyor. Monterinaldi Kalesi'nin geçmişi 11. Yüzyıla kadar dayanıyor. Tam bir ortaçağ kalesi ve küçük bir köy yerleşimi mevcut. Ortaçağdan beri buradaki üzüm bağları ve zeytin ağaçları çok dikkatlice yetiştirilmiş ve korunmuş. Bu bağlardan elde edilen şarapların kalitesi gerçekten farklılık arz ediyor. Yüzyılların mirası ile oluşmuş bu bağlarda özenle seçilmiş Sangiovese üzümleri bizlere armağan olarak enfes Chinati şaraplarını sunuyor. Kendi üretimi şaraplar buradaki mahzenlerde meşe fıçılarda olgunlaştırılıyor, dengeye ulaşıyor.
Chianti Classico Riserva DOCG, Chianti Classico DOCG şarapları Kara Horoz (Gallo Nero; Consorzio di Tutela del Chianti Classico) amblemi ve DOCG (Denominazione di origine controllata e garantite) sertifikası altında üretilmekte ve kesin orijin garantisi ile tüketiciye sunulmaktadır. Chianti Classico Riserva DOCG, Chianti Classico DOCG isimli gerçekten orijini gerçekten kontrollü olan Radda Chinati bölgesi üretimi Sangiovese üzümü yanısıra Canaiola, Trebbiano ve Malvasia üzümleri ile yapılmaktadır. Cabernet-Savignon, Syrah ve Cardonnay üretimi de kullanılan üzüm türleri arasında. Chianti Classico ve Pesanella isimli marka şaraplarda gerçek olgunlukta üretilmesi için hektardan 5000 litreden fazla şarap üretilmemek üzere hasat yapılıyor. Bu nefis şaraplardan tadımını yapmış olduğumuz Chianti Classico DOCG, Chinati Classico Riserva DOCG, Pesanella kırmızılarından biraz bahsetmek istiyorum.
Chianti Classico DOCG (1996) orta kiraz renkte, orta konsantrasyonda, zengin kiraz ve ahududu içeren Sangiovese aromalarına sahip, agresive olmayan hafifçe tanenli ve uzun süreli yıllandırmaya müsait ön burunda gerçek Chianti kokuları ve ağızda kırmızı meyva tadları bırakan enfes bir şarap. Kırmızı meyvaların lezzetlerini içeren gövdeye ve yapıya sahip, taze asitlikli ve dengeli bir şarap. Servis edilmeden en az iki saat önce açılması tavsiye edilen ve 18şC'de servisi yapılan bu kırmızı şarap farklı tattaki kırmızı etle yapılan İtalyan yemekleri, özellikle rosto türleri ve av etleri ile alınabilir.
Chinati Classico Riserva DOCG isimli nefis kırmızı şarap ise minimum üç sene meşe fıçılarda yaşlandırılmakta bu süreden sonra yine minimum altı ay şişede bekletilmektedir. Dolgun gövdeli ve dengeli olan bu şarap diğer Chanti Classico gibi Radda Chianti bölgesi üretimi Sangiovese üzümü yanısıra Canaiola, Trebbiano ve Malvasia üzümlerinin tüm güzelliklerini yıllandırarak saklamaktadır. Kırmızı tür etler, av etleri ve yağda hafifçe kızartıldıktan sonra kendi suyunda pişirilen İtalyan yemekleri ile tavsiye edilmektedir.
Pasenalla isimli kırmızı şarap ise Vino Tavola sınıfı bir şarap olup Radda Chianti bölgesi üzümlerinden yapılmıştır. Bağ bozumu sırasında Sangiovese, Cabernet-Savignon ve Canaiolo üzümlerinden çok dikkatli yapılan seçimle elde edilen üründür. Fermentasyon sonrası Slovak meşe fıçılarda bekletilir. Şişelemeden sonra 2 yıl bekletilebilir. Pesanella kırmızı ve beyaz etler için ideal içime sahiptir. Pesanella oda sıcaklığında sunulmalı ve servis yapılmadan iki saat önce açılmalıdır. İdeal tadım için balon biçimi kadehler tavsiye edilir. Pesanella (1993) şarabı tipik Fiorentin şarapları görünüşü havasında, hafif fakat üstte örtücü bir yansıma gözleniyor. Ön burunda super bir koku kuvvetli gelişmeyi karakterize ediyor, ince ve elagant yapıda, hafif baharat, fıçı kokuları ve yabanıl kokular ulaşıyor. Damakta da burunda olduğu gibi tam ve zengin duygular bırakıyor. Ağızda olgun bir asitlik ve meyva tadları bırakıyor. Yoğun meyva aromaları ve asil bir tanen dokusu uygun bir denge içerisinde Sangiovese, Cabernet-Savignon ve Canaiolo üzümlerinin kompleksleri sunuyor. Çok ideal bir dengeli harmonik yapıda olan bu şarap tadım sonrası da uzun bir güzellik bırakıyor.
Akdenizin o güzel rüzgarlarının taşıdığı doğası içerisinde buram buram yeşillik kokan, bina ve şehir görüntü ve gürültüsünden uzakta, kuş sesleri içerisinde, pancurlu evlerde konuk oluyoruz.
Akdeniz duyguları içerisinde başlayan Toskana maceralarımız bana buralara sık sık uğramamı, elime tekrar yağlıboya fırçasını alarak burada gördüğüm güzellikleri tual üzerine dökmemi fısıldıyor ve Toskana bölgesinin güzelliklerini daha da anlamlı kılıyor.
Günlük gezilerden sonra güzellikler içerisinde saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan akşam yemeği için yine Vinci köyünün o güzel restoranı Ristoranti Pizzeria Leonardo'dan yer ayırtarak hazırlıklara başladık. Şef bize prima piatta olarak nefis yabani mantar aroması sosuyla yürek ısıtan bir farfarelle "al dente" veya et sulu baharatlı tortellini veya bezelyeli rigatoni tavsiye etti. Tortellini ile başlayan akşam yemeğimizde bir chianti classico kırmızı ile ilk kadehlerimizi doldurmaya başladık. Şefin tavsiyesi ile Agnello alla griglia (gril kuzu) ve bir parça Fettina alla griglia ile ana tabaklarımıza devam ettik. Bu güzel et yemekleri tabii ki Toskana usülü halis Toskana zeytinyağı ve aceto balsamico ile tadlandırılmış Insalata Miste (karışık yeşil salata) ile harmanlamaya çalıştık. Ağızda enfes gril et tadları ve Chianti Classico tam bir bütünlük arz eder gibiydi. Ana yemekten sonra bir miktar Toskana peyniri kırmızı şarabın tamamlayıcısı gibiydi. Elbette bu güzel yemek sonrası birer tramusi yemek yeni tadların gelmesini ve bir küçük kadeh grappa ve esspresso kahve ile tamamlamak ne kadar hoş oldu. Bu güzellikleri klasik İtalyan müzikleri ile yaşamakta ayrı bir allegori yaratıyor. Dante'nin, Macchiavelli'nin, Leonardo da Vinci'nin, Rafello'nun Michealangelo'nun, Petrarca'nın, Boccacio'nun yaşadığı ve yetiştiği Toskana bölgesi Chianti şarabı gene şair ruhumuzu canlandırıyordu.
Toskana'nın güzellikleri üzerine uzun uzun sohbet ettik. Zaman ne kadar çabuk akıp gidiyor. Nefis bir Toskana akşamı bizleri tekrar çağırır gibi rüzgarın sesinde fısıldıyordu. En kısa sürede tekrar sana ve şaraplarına kavuşmak üzere, hoşçakal güzellikler bölgesi TOSKANA!

